kaptanın veresİye defterİnden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaptanın veresİye defterİnden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

mücadeleleri kutsallaştırma rehberinden kalan son bir kaç cümle..

 .

geçen yıl orantısız durumlar yaşatan bi' kaderi ortak paylaşmamız gerekiyor sanırım. yanımda olan bir kadına olan duyduğum sevginin, yine bir hemcisime olan bastırılmış nefretimden daha yoğun olması kurtarıyor beni. moral vermeyen, veremeyen, verdirtmeyen bütün hislerin birer ikinci el pazar ürünü olarak piyasaya sunulmasını kutluyoruz. elimizde kadehlerimiz.. biraz toprak, bir kaç kürek, bir parça bez ve ufak elvedalar. kimi telkin ediyor peki bu? bütün cinayetlerini işlerken, pişmanlık duymayan katillerin şerefine kalkan kadehleri mi yıkayıp kaldıracağız yani.. elimiz bile sığmayan kadehlere hem de!

anlatmak istediğim her şey, yaşamak istediğim ama sekteye uğrayan bir göçmenlik hissi yasa tasarısı gibi sunuldu önümüze. çabalarken elimizden gidenlere inanamıyorduk adeta. hepi topu bir kağıt parçasını, dünyadanın en pahalı defterine bastırmak için bütün yılımı heba ederken, asıl çabamın aslında bu mu olduğuna çabalarken buluyordum kendimi. söylemlerim ve eylemlerim arasında en kutsal deneyimleri de yaşatıyordu hayat lakin; ona br mecalim kalmazken yine bir öğle saati nabzını yokluyordum bütün nefretimin. 

yoktu!



şimdi, eski hayatlarımızı geri kazanmak için planlar yapmaya devam ediyoruz. yine her pazar göremiyoruz john'u kilisede ve bu bizi ziyadesiyle mutlu ediyordu. alışkanlıklarımız bizi bilmediğimiz coğrafyalara sürüklemeliydi, bunu  hepimiz biliyorduk. sanki bütün mazimiz, dünya üzerinde bir yerlerde sıkışmış duruyordu. çoğu sohbetimize meze olmuş bu konuyu, artık konuşmaktan korkan insanlara dönüşmüştük bir de. yeni bir rotanın, yeni bir maceraya dönüşmesi artık imkansıza yakın olgulardan biriydi sadece. tek mutluluğumuz; anılar biriktiren 3 insandık, aynı uçakta giden. 

pardon gitmiş.. 

her sene daha çok yazmak için amaçlayan beni, bundan mahrum bırakacak bütün etkenlere karşı koymak amacıyla seferlere çıkıyorum. 

rotam, kendi başkentim. 

nüfusu; biri köpek, toplam üç.

3






oregon'daki ormanları hayal ederken gelen huzur mu? biraz da bunu konuşalım..

.

devam etmemizi sağlayan olgu nedir? yeni bir fikrin ya da heyecanın varolması mı yoksa bunun için çabalamaya devam etmeniz mi.. aslında hiçbir durum, sizin devam etmeniz için size araç olmamalı. biraz karmaşık anlatıyorum farkındayım. derdim bir bakıma içinde bulunduğumuz durumun karamsarlığından ziyade, bizlerin buna olan direncinin ne düzeyde olduğu. 

peki devam etmemizi sağlayan oldu nedir? böyle zamanlarda aklıma hep "just keep going.." repliği geliyor. nerede geçtiğinin hiçbir önemi yok. bu şahit olduğum başarı hikayelerinden birinin, asıl kahramana kurduğu ufak bir cümle sadece. motivasyonun ne olduğundan ziyade nasıl olduğu ve bunun kişide nasıl etkiler bıraktığı da olabilir. belki zihnimizde salt gerçekliğin ufak ufak örselenmesi.. belki de yokoluşların başlama vuruşu. 



peki devam etmemizi sağlayan olgu nedir? tek gerçek bu belki de.. beynelminel ne varsa hayatta ya da etki edebildiğimiz değişimler, bunlar bizi ayakata tutan bütün desteklerin yakıtı sanırım. çabalamaya derman bulmak için yoksunluk çekmek, bağımlı olduğumuz kimyasalların tedariği kadar heyecan verici olmalı. kimse sorgu altındayken gerçeklik düzeyine bakmadan itiraflarda bulunmaz ya, biz de buna sevgi gösterileri yapacak taakatte bulunmamalıyız işte. 

peki devam etmemizi sağlayan olgu nedir? şahsen itiraf etmem gerekirse bu sarıldığınız her şeydir. kişidir bazen, kitaplardır çoğu zaman, yanılgılardır belki, itiraflarıdır hatta, düşlerdir şuan, yoktur çünkü; sensindir. neye sarılıyorsan bu hayatta ona tabisin.. inancın da o, mezhebin de. düsturlarından uzaklaşma çabana bile bu etki eder. hangi yola baş koyduğunun önemi yok; zamanı geldiğinde eğer istediğinin bu olduğuna eminsen yaptığın doğrudur. 

peki devam etmemizi sağlayan oldu nedir? bunu cevaplamak için biraz zamana ihtiyacım var sanırım. 

peki?

devam etmemizi sağlayan olgu nedir?



.

bir pub'da dans etmek için irlanda'ya, etek giymek için iskoçya'ya, kraliçe çağırdı diye de ingiltere'ye gitmek..

.

aslında herhangi bi' gün iskoçya'da uyanmaktır bu. farkı yoktur az sonra okuyacağınız satırlardan. bir nevi; defalarca söylediğiniz bir şarkıyı tekrar söylemektir, ezber yapmaktır satır satır, iç çekmektir..                                                                                                                                                                      
                                                                            (sutyen kullanmayan memeli hayvan, 08.01.2011 09:31)

yukarıdaki bir kaç cümle aslında uzun senelerdir aklımda olan bir hayalin bir cumartesi sabahı dışavurumudur. öyle büyük hayalleri olmayan benim, elbet bir gün "yağmurlu bir iskoçya sabahına uyanması" üzerine kurduğu düşlerin, o düşlere mashar olmuş bedenlerin, senlerin, benlerin, bizlerin..


yol zamanıdır efendim, yolculuk zamanıdır. hani biraz gideyim de sonra gelirimlerin zamanıdır belki. tenefüste eve gidip beden dersi için üzerini değişen çocuk sevinciyle dolmaktır bendeki; hani şu kimsede olmayan evi okula yakın şanslı öğrenci tribi..

yakında çıkacağım ingiltere, irlanda, iskoçya seyahatinden bahsediyorum. zamanı çoktan gelmişte geçen bir seyahatten. sırt çantamı, çadırımı, uyku tulumumu ve elbette fotoğraf makinemi hazır ettiğim seyahatten. nasılda özlemişim o halleri; ucuz uçak bileti bulma çabalarını, kalacak yer ayarlarken çekilen sıkıntıları filan.. 

ingiltere aslında ilk durak. irlanda'ya gitmek için basamak olarak kullanılacak ilk durak. kendisine dönüşte biraz zaman ayırmak sözü verdik, bakalım tutarsak..



eli kalem tutan bir delinin defteri

her şey gitmekle başlar ve her şey yolculuktan gelir..
 
öyle derin mevzular üzerine konuşmak değildir haddim; hatta yaptığım bile söylenemez. ben sadece eli vicdanında bir seyyahım. yola da yolcuya da minnet borçluyum. bir gün öder miyim bilinmez; lakin ben daima gittiğim her yer, gördüğüm her şey ve herkes için bir anı bırakırım. bu ya çektiğim bir fotoğraf olur ya da yazdığım bir yazı. işte bu yüzden aslında hep oradayımdır. aklımın, fikrimin bir yanı hep orayı çağırır..

bu fikr ü zaruretle gitmiş, döndüğünde de bu niyetinden hiçbir şeyi kaybetmeyen; hala bir yanı çocuk, hala her yanı gezgin eli kalem tutan bir delinin fikridir bunlar. artık eskisinden daha özgür daha bir huşu içinde hemde..

budur efendim sözün kısası, budur elimizden gelenin ardımıza konmadığı kelamlar. sonrası için fazla bekletmemek sözünü verip sonlansın lafımız tekrar gitmelere andımızı içerek..
ama bu sefer daha bir çabuk dönmelere niyet edip!


..

vakt-i ayrılıktır..


...

zamanın behrinde yolu bir dergaha düşen fakir bir adam; bir grup bektaşî ve mevlevînin oturmuş sohbet ettiğini görünce yanaşmış yanlarına. dergahlarını tanımak ve nasıl zikredildiğini öğrenmek istediğini söylemiş. dervişler nezaketten ödün vermeden başlamışlar kendilerini anlatmaya. bu arada onları dinleyen fakirimizin gözleri bu dervişlerin giysilerine takılmış..

mevlevîlerin giydiği kıyafetin kolları o kadar geniş ve uzunmuş ki; içine üç kişi daha sığarmış. hatta öyleymiş ki; sadece kollarını değil ellerini bile kapatıyormuş. bektaşîlerin kıyafetleri ise tam tersi daracık ve sadece kollarını kapatacak kadar kısaymış. sebebini merak eden adam sormuş mevlevî'ye"pirim, neden sizin kıyafetlerin kolları o kadar geniş ve uzun; var mıdır bir sebebi?" diye..

mevlevî biraz şaşırmış halde kollarını yukarı kaldırmış ve iki elini birleştirip şöyle buyurmuş: "evet vardır! biz insanların ayıp ve günahlarını başkaları görmesin diye örter, onları kapatırız.." demiş..  

bu yanıttan baya hoşnut olan adam bu seferde bektaşî'ye dönüp sormuş: "peki siz pirim; sizin kıyafetlerinizin kollarını neden bu kadar dar ve kısa. siz insanların ayıp ve günahlarını örtmez misiniz?

bektaşî kendi kollarına bakıp birkaç saniyelik dalgınlıktan sonra gülümseyip cevap vermiş: "biz mi? bizim geniş ve uzun kıyafetlere ihtiyacımız yoktur. çünkü biz insanların ayıp ve kusurlarını hiç görmeyiz!".. demiş.



 ...bunu anlatmamın sebebine gelince. uzun zamandır yapmam gereken vatani görevimi yapma vakti gelip çatmış. iş bu ahvalden mütevellit aranızdan bir süre ayrılmak zorundayım. kütahya'da hava kuvvetleri komutanlığında bir acemilik devresinden sonra nereye gideceğimi bilemediğim dört aylık bir süre daha, sağ elimi başıma götürüp selam verir halde olucam..  

şimdi fazla söz söylemeye gerek yoktur zannımca. yalnız, buraya yazdığım her satır her kim içinse affına sığınırım. her kim için ise çektiğim fotoğraf aslen onundur. ben sadece onun anına şahitlik etmiş fakir bir kulum. bu sebepten sizden ricam yukarıdaki hikayeden kendinize bir saf tutun. ister o fakir, ister bektaşî, isterseniz de mevlevî olun; ama görmeyin kusurumu..

şimdiye kadar her kim bu günlüğe girip okumuş, yorum yapmış ise minnettarım kendisine. bundan sonrası için de burada olmak dileği ile..

selametle efendim, devletle..






sebeb-i telif: vol 13


>>> artık zamanı gelmişti her zaman ki gibi bir sebeb-i telif'in. geldi de geçiyordu bile. fazla ara vermeden bir kaç dokundurma yapmak lazımdı bazı dertlere. tuz basmak lazımdı.. ahanda onu yapıyorum efendim. az sonra okuyacaklarınız fazlasıyla öznel kokacaktır. bundan mütevellit merak-ı iştirakınızı şahsıma savuracağınız küfürlerle gösterebilirsiniz. laf edersem kıçımda sivilce çıksın..

>>> renklere takılmamın sebebini açıklıyım hemen. genelde tekdüze bir hayat sürmem ama normalde bir kaç sıradanlığım vardır herkes gibi. iş bunların başında gelir. şu dönem bununda içinde olduğu hareketli dakikalar yaşadım. yaşattım belki de kendicazıma.. ondan seçtim bu fotoğrafı. renkli olsun, bizden olsun diye.. neredeyse bütün ana renkler var. beğendiğinizi alın, bendensiniz bu sefer.!

>>> evi değiştirdiğimi söylemiştim bundan bir önceki sebeb- telifte. şükürler çok olsun inanılmaz memnunum. yani eskisine nazaran boğazdan yalı almış gibiyim hatta. şu yeni hayatımıza giren residance /rezidıns diyolar/ mantığı gerçekten farklı bir yaşam tarzı. eve girişte sizi karşılayan hostesler. tertemiz basamaklar, sessiz sakin komşular /zaman zaman tabi/ hepsi güzel. evin konforu filan detsss ovsımmm ayarında. alışmadığım bütün lükslerim var şahsen.. hava mı atıyorum acaba? yok lan gerçek işte.. bildiğin saray yavrusu..

>>> ev demişken apartmanda oturan bekar hostese olan hayranlığımı atlamamak lazım. kendileri hadd-ı zatında bir asalet imgesi. hafif topuklu ayakkabılarının üstünde taşıdığı beden-i şahaneleri bir için votır! asansöre bıraktığı o parfüm kokusu desen cinayet işletir.. kendisine olan hayranlığımı ahan da buradan okuyabilenzi. ağızların da suyu akanzi..

>>> evet yine kafama esti. yaptım yine yapacağımı.. gidiyorum yine sırt çantamı alıp../inşallahları duyar gibiyim/ bu seferki durak ispanya efendim. tamı tamına 7 gün. hayat felsefesinde gitmedik yer bırakmayacağına and içmiş birisinin yazılarına okuduğunuzdan olsa gerek; buna da inanın bence. aldım biletimi.. bunu da yapıcam anlıcanız bir sorun olmaz ise. olmasın diye de elimden geleni yapıcam ayrıca.. amaç biraz aşk, biraz hayat felsefesi diyelim. "aşk" dediysek tabiki arma-forma aşkı. renklere olan aşktan başka bişey değil kısaca. dedik maden iapanya'da oynayacak takım, bizde orada iken yalnız bırakmak olmaz.. bunu da yapar bu beden dedik.. yapıcaz inşallah.. bu sefer üçlüyü atletico madrid'in stadını inletirken dinlicek televizyon başındakiler. şimdiden mübarek olur gazamız inşallah..

>>> anlatıcak çok şey varmış yazdıkça geliyo aklıma.. yahu benim master bitti malum. ee şimdi bunun bir de askeri master'ı dediğimiz vatan borcu kisvesi altına gizlenmiş kısmı var. yapıcaz bizde tabi.. kaçtık kaçacağımız kadar. yumurta geldi bilmem nerelerime.. o yüzden kafamda belirlediğim tarihte /söylemem ama/ yol göründü bu kişiye. içim rahat.. geride kalan sadece anne-baba! onlarda alıştı zaten bu delinin başını alıp gitmesine.. yeter gayri durduğumuz..

>>> annemi yaptığı o lahana turşusunu için buradan bir kez daha kutlamak isterim. şahsen bir insanoğlu bir lahana sebzesini bu kadar lezzetli hale getiriyorsa ben bu işte bir kusursuzluk kokusu alırım.!!! ben böyle bir lezzet görmedim hacı. nasıl bir kıvamdır nasıl bir demagojidir lahananın kendi içinde anlamış değilim vallahi. lahanaya sorsan kendinden utanır vallahi. yapar bunu.. hayır sordum ondan biliyorum.

>>> hacım şu twitter olayı baya güzel bişey. şimdi; "feybukun olmayan biri olarak konuştuğum için böyle olabilir" deyin bir kaç kişi var aramızda ama değil bro değil. olsa söylerim valla değil..

>>> hayatında bot giymeye alışmamış, yağmurda hep ıslanmış ayakla eve gelen biri olarak küçük bir itirafta bulunmayı yanlış görmüyorum. bot iyidir, bot candır!  evet anladığınız üzere artık ara sırada olsa bot giyiyorum. artık ayaklarım kuru, keyfim yerinde. annemi duyar gibiyim şimdi.

- oğlum hiç bakmıyosun kendine! hasta olursun allah korusun..

>>> anlattıklarım böyle gittikçe kısalıyor ya, işte buna bayılıyorum lan :) valla güzel oluyo böyle uzun uzun başlayıp yavaştan kısaltmak. tek tükte olsa arada giydirmeler filan. iyi iyi..

bitiriyim artık buraya kadar gelmişken. yeni yıla da az kaldı.. unutmadan o günde bir yazım var. hemde güzel bir süprizle birlikte. küçük ama hakikaten güzel bir süpriz. küçük bir ipucu vermeden edemeyip fotoğraf aslında diyim ben siz başka bişey anlamayın...
neyse öyle işte anlattım birikenleri. aslında daha fazla ama onlar süzgeçten geçenler. bunlarda kalanlar. önemli olanlar. gerisini salla gitsin.. hayat malum detayları pek önemsemiyor. en azından benim için öyle..
kısa bir süre sonra görüşmek üzere..

sütyen kullanmayan memeli hayvan ankara stüdyolarımızdan bildirdi...

iyi seyirler..

sebeb-i telif: vol 12



inat ediyorum hayata, yüzüme suyu her çarpışımda;
öyle vakitlerde kalkıyorum ki uykudan, uyanamıyorum!
her ney sesinde arıyorum seni, her tambur sesinde;
bu son dizeye yazacak kelime bulamadığıma, inanamıyorum!




şimdi biraz yalan söylemek lazım, aklımın ucundan geçirdiklerimden hemde. onları söylemem lazım ki kalmasın içimde! haa yalan dediysem de inanmayın siz. doğrunun dik alası, alamet-i farikası belki de..

başımın ağrısından fezaya çıkıyorum şu sıralar, zira bedenim ağır geliyor içimdeki bene. öyle hazlar yaşıyorum ki şu sıralar, kendimi gönderiyorum hiç doğmamış bir kavme..

bir dostum söyledi geçenlerde; "eskisi gibi yazamıyorsun!"
içimden gelen cevabı söylemeye ramak kala sustum; "eskisi gibi yaşatmıyorsun!"


anlayamadığım edit;  ilk defa fotoğraf koymadan bir yazı yazıyorum..!

hemen gelen edit; bir de yazdırana sormalı ???

banyoda çok uzun kalınca elleri büzüştüren edit; pazar günü yemek yiyelim beraber, bitsin bu hasret..!

sebeb-i telif vol: 11

bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır;
hededir, hödödür..!


>>> bir önceki girdide bahsettim diye yazmıyorum bunları. saat 4:27 oldu diye de değil ayrıca. unutmadan ben elimde kavalı dolaşıp duran bir seyyah filan da değilim! artık zamanı gelmiştir perdeyi açmanın; söylemenin zamanı gelmiştir gerçeği..

>>> "rem" dinliyorum bunları yazarken ve her seferinde ne kadar saçma olduğunu bildiğim bu şarkıya bir kere daha hayran kalıyorum. lanetliyorum evreni, serinlik geliyor bir yerden susuyorum!

>>> döndüm hatıraların en koyu olduğu ayazı kulak kesen memleketimden. bu sefer hiç olmadığı kadar mis geldi kokusu. köyden olsa gerek bir iştah açtı bünyemde. yemek babında değil haa, özlemek hakkında. yeni bir kitap yazdım, arıyorum birisini bastırmak için. yalan söylüyorum her seferinde, kıs kıs gülüyorum.

>>> hiç bu kadar yakın olmadı gerçek sanırım bana. belki de ben hiç bu kadar koz vermedim kaderin eline. nedense bu sefer elimde kağıt olmamasına rağmen giriyorum ihaleye. neyime güveniyorum bilmiyorum. ya batarım ya da çıkarım gibime geliyor. ve ben biliyorum ki; eğer bir şey benim gibime geliyorsa hiçte iyi bir salık verilmemiştir bu en şerefli erkana...

>>> sırtımı dayayacak biri lazım aslında bana. derdimi dinleyecek değil, dert yaratmayacak. taksimin göbeğinde duyduğu ik klasik jazz senfonisinde benimle dans edecek biri. yanında geçtiğimiz bahçeden elma çalacak, yıkamadan yiyecek biri.

>>> en acısını artık daha iyi anlıyorum. uyandığımda yanımda olan bütün kadınlardan tiksiniyorum. defalarca sigarayı bırakmış biriyim sanki, her seferinde tekrar başlıyorum!!! bildiğin tiksiniyorum..

>>> öyle sancılı bir adet ki bu, sıcak su torbasıyla bile geçmez sanırım. utanmasan ağlayıp zırlıcam.

>>> bak yine yaptım; kendimi kandırdım. hiç utanmadım ki; hem de hiç. bir kere bile demedim ben yapamam! yaptım hemde en manyağını. yine yapıyorum; tek odada 10 kişiyle vals yapıyorom!

>>> büyükten küçüğe geçiş devresi var şimdi. 3+1'den 1+1'e geçiş. sepet sallıcam artık bakkala. santrali arayıp çişim geldi dicem. yapıcam sonra, gelip sifonu çekin dicem. (bkz: yeni bir eve taşınmak)

>>> siz hiç deli gibi sarhoş olmuş, oturduğu masaya 500 tl üzerinde hesap bırakmış ve bunun iki katını koluna taktığı bir rus orospusuna vermiş birine; "buyrun efendim burada sevişin!" dediniz mi? ben diyorum işte. bakmayın öyle şaşkın şaşkın. karnımı doyuruyorum!

>>> hiç anadolu yakasında geçesim yok biliyor musun? sana diyorum sana. hiç hemde hiç. dikkatinizi çekerim, tekil konuştum!

>>> "yok olmaz erken daha, biraz geç kalın ne olur. hiç hazır değilim henüz..."

olmadık zamanda gelen edit; "imtihan içinde imtihan vardır. derlen toplanda ufak bir imtihana satma kendini"  Hz. Mevlana

dilden düşmeyen edit; "uyan ey gözlerim, gafletten uyan.." Sultan III. Murat Han

sebeb-i telif vol:10

bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır...
hededir, hödödür...



>>> ramazan ayından bahsetmiştim geçenlerde. hakikaten bu sene bir başka geçmekte kendileri, başka bir huşu içinde cereyen etmekte. iştirakından gurur duymaktayız, daha bir hevesle bağlanmaktayız bu hayat-ı garibaneye...

>>> artık istanbul bir düzene girmiş gibi. ne biliyim trafik olsun ya da insanlar daha bir kurallara uyarmış gibime geliyor. ha belki hep aynı istikameti veyahut hep aynı araçları kullandığımdan da olabilir bilmiyorum istanbul'u birileri rayına oturtmuş gibi. tebrik filan etmicem avuçlarına yalasınlar; ama eğer bu okulların açılmasından önce küçük bir aldatmaca ise işte o zaman çekeceğiniz var elimden ?!?

>>> bizim takım'da bir hezeyan-ı şevk gözlemekteyim. hepsinde bir aşk u şevk var. formadan mıdır, ona gark olmuş renkten mi (bkz: mor forma) bilmiyorum çoktandır görmek istediğim(z) hevas görünmekte. tribünden akan çoşkuyu ise hiç mi hiç anlatmıyorum, anlatamıyorum belki de...

>>> (bkz: nevizade geceleri)

>>> içimde bir gitme, kopma isteği var. yapar mıyım, yapabilir miyim onuda bilmiyorum. başıma dayayacak bir omuza hasretlikten de değil bu, ha olsa fena olmazlardaysam şaşkın ördek yavrusu olayım. götün götün yüzeyim... (bkz: şaşkın ördek götün götün yüzer) yukarıdaki fotoğrafı da o yüzden koydum aslında; bir plan-ı iştirak eylediğim için tabloyu icra eyledim. minnesota'da var burada florida'da, new hapmshire'da var hatta. ha bu bir kesinlik mi HAYIR! sadece tahayyül eylemek, niyet etmek belki de yatarken... olabiliritesine bakmak koca koca teleskoplarla. bakalım dediğim gibi hayırlısı, kalem 48/68 durumları anlıcanız...

>>> müslüm gürses efendiden dem vurmak lazım birazda. bu şehsiyet ü takdir- i adem hakikaten müzük konusunda kendisini aşmakta. bir başka bakmakta notalara, baba tarafının sevilmeyen halası modunda, nedense hepte akla gelmekte. geçen bir şarkısını dinlerim hatırlamıyorum adını, sezen'den söylemiş. almış başka hale sokmuş, bir şekle bürümüş; ama öyle güzel yapmış ki içimden tebrik etmek geldi. efferim lan!

>>> radyolu günlere dönemk nedir dedim eskilere? aha bu kara kutu olmasa iyi olurdu dedi içlerinden bir tanesi. dedim eee neden hala alıyordun en incesinden bir tane, neden eşşek yükü kadar para yatırıyorsun bu merede? dedi ya bu hafta kime gidiyorlar yemek yapmaya..? (bkz: yemektelermiş)

>>> anne terliği ile bakkala gitmek. (bkz: umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları)

>>> bayram yaklaşırken turhal kokuları gelir burnuma, içime çekerim elimin üzerine koyup, sarhoş ederim bünyemi. gelirken bir şey isteyen?

özkaynak maden suyundan gelen edit; sürekli içiyorlar efendim durduramıyoruz!

sebeb-i telif vol: 9


>>> yorgunluk tanımları yapmaya başladım, belki de hayatım da ilk defa. buzdolabında duran soğuk su şişesini içip içip yerine geri koyuyorum. bomboş hem de, o kadar yani..! hani çalışmaktan olsa dinleniyim geçsin dicem ama...

>>> 25 (buraya üç nokta koyuyorum)

>>> master'ım bitti. yani bunu niçin buraya yazıyorum onu da bilmiyorum. hani üniversiteyi bitireli olmuş üç sene, şimdi master bitti, daha sonra..?

>>> şeyi düşünüyorum; yani bir insanla birlikte olmak, birini sevmek, ona bağlanmak vs. hepsi bu hayatla mı ilişkili? nedir bunun tanımı? kim koyar kurallarını? yatakata iyi olan mı daha değerli yoksa hesabı ödeyen mi? yaş hep problem midir bu filozofide? trip atmak kadınlığın şanından mıdır? bilen varsa söylesin, merak ediyorum...

>>> bu senenin benim için önemi büyüktür sanırım. daha doğrusu bu seneki ramazan ayının. doğduğum seneden sonra ilk defa ağustos ayına geldi ramazan. annem söyledi; "o kadar sıcaktı ki karnımdayken sana su yetişmiyordu!"

>>> dikkat ediyorum sehpalara. ele ele tutuşup gelen iki çiftten -ki bunların yaş ortalaması; erkeği yaşı+kızın yaşı/2= 17- hangisi şezlogun yanındaki sehpaya araba anahtarı bırakacak diye. cevap çok açık; ikisi de.

>>> mor güzeldir!

>>> sanırım okyanus kokusu almanın vakti geldi. şöyle nefesi açarsanına bir okyanusa doğru yol mu alsam acaba?


boş edit;

sebeb-i telif vol:8


>>> geçenlerde şunu merak ettim; neden ev yemekleri yapan yerler diğer lokantalara göre daha pahalı oluyor? yani onlar ev yemeği yapıyor daha ucuz olması gerekmez mi? valla bununla alakalı bir şey yapılmalı, yasa filan çıkarılmalı bence, ne biliyim ev yemekleri yasası filan onun gibi bişiii...

>>> sebeb-i telif yazmakta geciktiğimi fark ediyorum. bu edişler sırasında hayatımdaki değişiklikleride sırasıyla yazmam gerektiği konusu irdeler oluyor beyinciğimi. anam kuzum bu ne iş, bu nasıl bir ilintidir ki beni benden etmekte. neyse artık değişiklikleri daha sık yazmam gerektiğine karar verdim. haydi hayırlısı...

>>> tebdil-i mekanda ferahlık vardır mantığını benimsemiş bir bedene büründüm. aldım pılımı pırtımı çektim gittim bende. öyle bir yandım ki, öyle bir tensel renge büründüm ki bu değişikilik sırasında gören noldu sana filan diyor. cevap açık sevdiğim işi yapıyorum! mutluyum anlıcanız, yumurta kırarken tavaya düşen o küçük yumurta kabuğuyum ben, öyle kolay çıkmam o tavadan...

>>> tatil olayları rafa kalktı bu arada, yurtdışı hayalleri sanırım kışa erteleniyor. ama kim bilir bir abd yapar geliriz, özledim keratayı. öpücem yanaklarından falan, filan. tabi bu benim için geçerli. uefa avrupa ligi (eski adıyla uefa cup) kuraları çekilsinde ilk maç fransa'da olsunda bende tatilimi orada yaparken gidiyim diyenler tanıyorum. hıhhh diyorum onlara. hıhhhh...

>>> şu apartmandan gelen yemek kokuları konusunda nefsime hakim olamama durumları yaşıyorum. yorgun argın eve gelmişim, mis gibinnn yemek kokuyor. ulan insaf be ne bu böyle yaa, allah'tan korkun bire. bu da can di mi..?

>>> efendim gelelim fotoğrafa; bildiğiniz yumurta. hani öyle bez, plastik filan değil. güzel bir çalışma, tebrik ediyoruz kendisini. haa unutmadan fotoğrafın üzerine tıklayınca mandallara dikkat edin. şarıl şarıl yağ akıyor...


özlediğimiz güzel insan için gelen edit; ben olsaydım o elbiselerden birini giyer; boy aynasının karşısına geçer, saçımı arkadan toplar, güneş gözlüklerini takar ve evet budur abi derdim. haa illa bir yere kaldıracaksan bence yine her gece salona koy, nasıl olsa sabah geri alırsın; ama denediğin kalsın. çünkü çoooook yakıştı..!

kabak kızartmasından gelen edit; apartmana öyle bir koku yayılmış ki; valla inadına yapmış gibi oldu :) ohhh kalorime değsin...


sebeb-i telif vol: 7


>>> bim'den alınabilecek muhteşem ürünler arasına "ilkler susamlı çubuk" adındaki muhteşem ürünü eklediğim bu günlerde nedense nadasa bırakılmış toprak gibiyim. üstümdeki zararlı hayvanları temizlemek için ateşe verdim kendimi. bir bakıma pofuduk yastıklarda oturan sevgililer gibiyim. erkeğin kıçı ağrıyor ama sevgilisi omuzunda yattığından mütevelli sesini çıkarmıyor; çıkarsa nolur ki ?  nolur ?

>>> rahatlamak, kendini bulmak adına yaptığım şefkatli yastık savaşlarını kazandım. ben yendim sonunda. üzerime gelen bütün postallı eften kahramanları püftenlerle çarpıp yere tükürdüm. nedendir yaptıkları, nedendir bu hezeyanları bu ilkim-i irşatta anlamadım. insalıktan pay almamış destursuz bağa giren dürzülerden farkları yok. ee noldu sonunda? ben yendim. baştan belli olan bir savaşata kahramanlık yapmaya gelmişler meğersem. evin küçük çocuğunu yollasaydınız müsait değilim derdim. yazık oldu size; hem de çok yazık (!)

>>>  deplasmana gitmek, deplasman tribününde olmakla alakalı aslında aklımda bayadır bir şeyler vardı aklımda yazmak istiyordum ama fırsat olmamıştır. fotolarla desteklenmiş güzel bir yazı gelecek yakında ahanda buradan verdim müjdesini...

>>> gelelim fotoğrafa. geleneksel hale getirdim sanırım bu sebeb-i teliflerde fotoğraf yorumlarını. hasi siz sormadan yapayım yoksa başıma ekşiyorsunuz. efendim malumunuz şarap mantarı açılmış bir şişenin bitmediği takdirde kullanılması için tekrar şişenin ağzına takılan bir hededir. buradaki anlamına gelince; bazı olayların ağzı açılmıştı yani şişeden mantarı çıkarmıştım. baktım olmuyor bize gitmez bu, büyük gelir bir beden hemen kapattım. büyük derken taşıyamadığım için değil sadece tiksindirdiği için, yoksa onun gibilerini taşımaktan artık gına geldi orası ayrı...




serumların demir askılara asılması için gerekli plastikten gelen edit: bu yazımda edit veresim gelmedi, nedendir bilmem sakız bile patlatamıyorum. tebdil-i mekana ferahlık olsun diye uğraşıyorum. vardır bir hayır...

sebeb-i telif vol: 6


>>> Yıkadıktan sonra hemen kurumayan çamaşırlara sinir olma hali var bu aralar bende. Nedendir bilmiyorum kurumadı gittiler. Hayır onu geçtim bir de kokuyorlar ona sinir oluyorum Ulan neden yıkadım ben o zaman sizi..? Asıyorum olmuyo, kalorifere takıyorum olmuyo. (belki yanmadığı için orası ayrı)Koyarım böle işe. Ama kökten çözcem böyle giderse. Bakalım o vakit nolacak...

>>> Çoktandır Sebeb-i Telif yazmamışım onu fark ettim. Yazmak için değil de, sanırım hissetmemiş bişeyler. Kavanozdaki reçel gibi yapışkanlığı sadece o cam şişede yaşamışım sanki.  Eldivenleri giymek için hemşiresinden yardım alan doktor gibi hissetmişim. Evet evet öyle yapmışım. Bırakıp gidekcek yeri olmayan evsizlerden borç para almışım ki; ödemeye geldiğimde aynı yerde buluyum. Ne kadar mı aldım; hiç..! hem de koca bir hiç..!

>>> Yukarıda ki resimden bahsediyim biraz. Tamamen gerçek haa. İmrendiniz di mi..? Valla ben bu aralara çok İmreniyorum ne yalan söyliyim. Haa unutmadan fotoğraf İtalya'dan, Napoli'den.  2 ay önceki seyahetimde isteyip gidemediğim yerlerden biri. Geçen gün buldum bir yerden. Dedim yapılacak bir plan daha hayat için. Hem de en İmrenilenlerden, en içten olanlarından... Bakalım nasıl olacak bu sefer, hangi ülkede kimle olacak..? Siz İmrenin durun bakalım, ben zaten duruyorum...

>>> Geri dönüşlerin en içten olanların birini yaşadım sonunda. Kendine sağ üst tarafı ıssırılmış (ki bu sahte olmadığını gösterir)  elma markasından aldığı notebook'u ile ülke topraklarına ayak basan rapci tavşanı selamlıyorum. Hoşgelmişsin mirim, hoşda olasın..!

>>> Az kalsın unutuyordum. 9 senedir özenle uzattığım saçlarını kesitrdim ulan. Valla sanki önemsiz bir durummuş gibi. Bak hele sen bi yaaa. Unutsam sanırım hatanın hasını yapmış olurdum. Bilinler bilir; uzun sarı saçlarımı. Yani artık resimlerde mi bakar iç geçiririm bilmiyorum ama sanırım artık benim için bir devir kapandı. Açılan yeni devre tavsiyem; "Değişen ben değil, dönüşen savaş, yaşlanmakla ıslanmak aynı şey..." Uzatmak isteyişimin ilk sebebi; mahalle maçlarında tafa topuna çıktığımda saçlarımın sağa sola sallanması içindi. Sonraları değişti tabi. Orasını karıştırmayalım şimdi :) Velhasıl-ı kelam giden gitti. Beğendim ben ama; sanırım bu yeter. Merak edenler için bir gece düzenlenecek merak etmeyin. Bütün meraklar giderilecek...

>>> Bahama planından da bahsedip bitiriyim bari. Evet Bahamalar'a gidiyorum. Yalan değil ulan harbiden gidiyorum. Zaman belli değil gibi. Belki yarın, belki 1 sene sonra. Ama gidiyorum. Söyleyince yapıyorum ya ben de buna bayılıyorum :) gelişmelerden haberdar ederim. Kıskanın valla umrumda değil :) Di mi lan Baha..?




İncecik, sapsarı kumların hafifce dövdüğü yemyeşil denizden gelen edit; Hayata gark olmuş her beden, bir gün mutlu olacaktır. Ama unutulmasın ki her canlı ölümü de tadacaktır..!!!

sebeb-i telif vol: 5

Bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır...
Hededir, hödödür...


>>> Şu ortasında beyaz çizgi geçen yeşil silgiler geldi aklıma. Hani ortasından delik açıp içinden ip geçirdiğimiz; ama yine de kaybettiğimiz. Kendileri sanırım şuan üretilmiyor. Bir çoğumuzda eminim çokça anısı vardır. Bende erken kalkılan sabahların, soğuktan titreyen küçük çocuk bedenlerinin ve bir lokma bile yiyemeden gidilen sabahların anısı, belki de acısı var. Cebe konulan ve sadece bir simite yetecek kadar para; aslında öğle yemeğinde kesinlikle eve gelineceğinin göstergesi. Yahut, senenin başında alınan yağlı kağıttan takvimlerin ciltlediği defterleri eldiven takılı olmayan, sadece kendine bile yetmeyen nefesle ısıtılan küçücük ellerde taşımanın verdiği o rahatlık, üstüne üstük cesaret var...

>>> Bir gün önce Hz. Mevlana'nın bir şiirini belki de en güzel şiirini yazdım. Onun üstüne yazmak, bir şeyler anlatmak gerçekten çok saçma. İfade etmeye kalkışmak bile sanırım ahmaklık... Gereği düşünüldü şeklinde biten bir davada hep mahluk gibi hissedersiniz kendinizi. Oysa ki mahluk beklenilenden çok başkadır. Hz. Mevlana'nın Şems'e olan aşkı gibi...

>>> Bırakıp gidenleri hatırladım bugün, belki de arkasına bile bakmadan terk edenleri. Helallik vermeden, yüzünü bile göstermeden gidenleri. O kadar ani gittiler ki hayatımdan, her seferinde gelişlerini bekledim. Sonradan ziyaretlerine gittim. Sadece su dökmek için çatlamış topraklarına. Ruhlarınız şad olsun...

>>> Hep eskiyi hatırlıyorum bugün. Banyo yaptıktan sonra geldiğimiz oturma odasını mesela. Soba borusundan akan o siyah kömür isi, onu engellemek için altına bağlanan mintax kutusunu, Tüten soba sonrası açılan camın odayı soğutmasını, hepsini. Bir özlemden öte bilindik bir besteyi acaba çalabilir miyim diye tekrar eline almak gibi. Meğer çalabiliryormuşum, bravo bana…

>>> Eskiyi anlatmaktan, yaşamaktan hatta dinlemekten bıkanlara olsun bu yazdığım satırlar. Atın ulan kendinizi yanan ateşe, atın ki yanasınız. Sesiniz çıkmasın, inkarınızdan mütevveli eskiyi. Hiç utanmadan yaptığınız bir dehşeti, insan öldürmeye meyl etmiş, kendini haşa Allah sanan deyyuslara olsun bu yazdıklarım. Korkunuz bile az gelecek size, daha neler göreceksiniz neler. Su diye inleyeceksiniz yağmurlu havada. Ahlakınızı satacaksınız ulan bilmem kaç paraya. Kıymak nedir bileceksiniz bir çocuğun canına! Aha da yazıyorum buraya. Bulacaksınız belanızı..!

>>> Bu sefer fazla fevri oldu yazdıklarım, belki de en özeli. Ama vardır bir sebebi, olmalı daha doğrusu. Fotoğraftan bahsediyim bu arada; Amerika'da çekilen bir an. Hayatımda verdiğim en güzel, en özel poz sanırım. Özgürlük duygusu mu dersiniz, yoksa özgürlüğün ta kendisi mi bilemem. Sanırım nesilden nesile geçecek bir vasiyet olacak. Tıpkı duvarda asılı duran Köstekli Serkisof Saat gibi…

>>> Ha unutmadan; bugün benim doğum günüm..!

sebeb-i telif vol: 4


>>> 2008 (ikibinsekiz) için söylenecek sözler aradım ama bulmakta zorlanmalar da yaşamadım değil. Aslında senelerin önem kazanmadığı bir irtica faaliyeti olsa gerek bu yaptığım. Geçen senelerin üstüne çekilen bir sünger mi dersiniz bilmem ama; bu sene sanırım daha farklı geçti diğerlerinden... Klozette oturuken tuvalet kağıdığını bitmesiyle yaşanılan tedirginlik vardı belki, bundan mütevveli (ki bu aralar en çok kullandığım kelimelerdendir...) durum-u ahval karşısında durduk kaldım anlıcanız... Ne olursa olsun güzeldili geçmiş zamanları özletmesin. Çünkü; Ne Şam'ın Şekerine Hasretiz Ne Arab'ın Yüzüne !...

>>> Mekanda biraz değişiklik yaptım. Malum tebdil-i mekanda ferahlık var. Şöyle bir tozunu alıyım diye girdim; baktım olmuyo koltukları çekip altınıda sildim yani. Blog şenlendi anlıcanız, rastgele o vakit...

>>> Hazır çorbalar konusunda yapılan en güzel yorum yapıldı bu gece; " Eğer bu hazır çorbalar gerçekten hazırsa neden karıştırıyoruz..? " Bu yorum için dicek lafım yok. 34 kem 27 'yi burdan kutluyoruz... (bkz; kemal kurşun)

>>> Yılbaşı partisi için yer ayırttık bu arada. Süper bir mekan. Yani ben bile bu kadar ucuza kapatacağımızı düşünmemiştim. Sanatçılar (ki -lar çoğul eki kullandım dikkatinizi celb ederim), yemekler, içenler için sınırsız alkol herşey var. Bu sene sanırım biraz eğlenceli geçicek... Şaka lan şaka evdeyim :)))

>>> Geçen sene için akılda kalan tek şey sanırım; İtalya' idi. Diğer ülke için hazırlıklar başladı. Bakalım izin mevzuhunu çözersek hedefte orası var. (bkz; phuket island- thailand) Şimdiden ümitlendirmek istemem ama, burnumu silicek mendillere bile söyledim size mi söylemicem... Yerim sizi ben yerim
>>> Yeni hayatlar dünyaya getirmek, sanırım biraz cesaretin tadına varıp onu dışarvurma tekniği ile tuvale yansıtmaya benziyor. Aramıza yeni katılanlaradır bu yazımız... (bkz; biri erkek-biri kız)
>>> Hisseli harikalar kumpanyası açarsa perdesini, hakkınız olanı alın; olmadı eğer alamadıysanız ya da biri buna engel olduysa, emin olun sular çekilir devreye karıncalar girer... (bkz; anlayana)
>>> Davetimiz icabettendir bu yazdıklarımız, Üstad'a saygıdandır belki de. Bırakın yazıyım istediğimi, döküyüm eteğimdekileri... Alın elinize sopaları, gelin üstüme;nereye kadar bakalım, görücez... Ateş ile cürm arasında bırakırsam sizi Allah yardımcınız ola...

photo by: meren

sebeb-i telif vol: 3


>>> Hellim peyniri tadında hayat yaşayanlaradır bu yazdıklarım, hani şu neydüü belirsiz, gölgesi bile olmayanlar keşkülleredir. Bakın sonradan uyarmadı demeyin, ben yazarsam işin içinden çıkmak zor olur. " Epi topu " gibi saçma bir ikileme bile kullanmam yazdıklarımda. Neler kusarım bir tek ben bilirim, kaç kova doldurur ben sayarım... Elinizden geleni ardınıza koyun, gelir alırım birgün..!


>>> Döndüm...

>>> Hayatımda yediğim en iyi pizzaydı. Amerika'da ki Papa Jonhs'dan sonra sanırım yememiştim böylesini. Gerçekten de İtalya'da yenmesi lazım bu meletin..! Hamur o kadar ince ki yani biraz daha kalsa fırında, sanırım kıtır kıtır olurdu. Burda yediklerimiz emin olun pizza filan değil, sünger sünger...

>>> İtalya için burda birşeyler söylemicem, konuşmak daha güzel gelir bana böyle şeyleri... Yüzümde ki o mutluluğu görmeniz, belki bişeyler sezmeniz... Aman ne biliyim güzeldi, gerçekten güzeldi... Sadece bendim, sen yoktun, o yoktu... Ben vardım !.. { Üç noktayı (...) çok kullanıyorum bilenler bilir, seviyorum }

>>> Ümraniye'ye taşındık, ordayız artık. Getiren gönderen sağolsun..! Anlayana tabi !...

>>> Kısa cümleler kurdum bugün, olmadık şeyler söyledim belki. Ama hak ettim ben bunu, suçluyum. Elimde olmayanı istemekle, keşke olsaydı demek arasında ki tırstıran duyguyu yaşadım...Hadi hayırlısı bakalım !..

>>> Keşke sende olsaydın...

2 gün sonra gelen edit; İyi ki Yoktun !.. Çelişki değildir bu yaşadığım, belki de tam tersi doğruyu bulmaktır. Aramaya çıkmaya bile gerek kalmadan !.. Almadan yanıma misketlerimi..

edit: 16.12.2008'den...

sebeb-i telif vol: 2



>>> artık Yo-Yo' larımı gizli kalmış dehrizlerimden çıkardım. kendileride itirafda bulundular, özlemişler benüüüüü...Yolda, otobüste metro'da paso oynayıveriyorum... yine herkes ( lafıda kullananlar sürekli herkez şeklinde söyler anlamış değilim ) garip garip bakıyo, alışılmışlık var aslında ama uzun süredir de sahalardan uzak kalmının verdiği bir makarna süzgeci edası sanırım halen üzerimde
>>> İtalya'ya gidişime şuan itibariyle 5 gün kaldı... Evet tek gidiyorum; kim dedi İbo'nun gelmediğini..? Sizden de bişey kaçmıyo helal valla. Öyle gelemiyo İbo ( gelemiyo dedim dikkatinizi celb ederim ) artık yalnızlığın senfonisinde şef ben olucam... Gerçi İbo'da da gelse yine ben olacaktım ama neyse :) Şimdiden aklımda olanların listesini yaptım, yani bi bakıma hezeyan pıtıpıtıları... Sırt çantam hazır { dağcıların kullandıklarından, kullanışlı bişey } kapşonlu şeyler düşünüyorum daha mantıklı olur, yağmurluğumu unutturmayın bi de... Aklıma gelmişten sebebini bilmiyorum bir şey eksik { aslında biliyorum ama söyleyecek cesaretim yok !.. bişey eksik yanıma alamadığım almak isteyip ama götüremediğim }
>>> Master tezini yazmaya devam ediyorum, işten gelince yorgun argın oturuyorum başına. Uyuya kalıyorum çoğu zaman başında, sabah 6' da kalkmalarda cabası... Biter diye düşünüyorum pisi pisiiii
>>> Şirket Ümraniye'ye taşınıyo. Vallahi ne desem ki, eğer altında varsa bir durum sebep olana sebep oluruz biline !..
>>> Çoktandır ney üfleyemiyorum... Üstad'a ayıp olmuyo değil ama gerçekten zamanım kalmıyo. Eski nefeste kalmamış hani, şöyle suzinak makamında bir taksim için. Ama zaman oldukça elimde hattı bunu yazarken bi ara varip bi nefes üfledim o mübarek kamışın içine. Neler söyledi bir bilseniz, neler anlattı... Kendime not; bir seferlik haykırış Üstad için olacak, yad etme vaki geldi de geçiyo hani !..
>>> Kibrit koleksiyon için gelişmiş bir konsept ile tekrar karşınızda olacağım :) İtalyadan baya toplarım diye düşünüyorum, şöyle koleksiyona yakışan cinsten. Grazye mösyö mille grazye...
>>> Sağlıklı beslenme dönemim tekrar başladı, vallahü et yemiyorum ne zamandır, sebzesel kırıntılar çıktı hayat röntgenimde. Bilen bilir yemek konusunda farklı bir dünya çıkarırım ateşten. Daha önceden yaşanmamış, el değmemiş cinsten. Bu yüzden başlayan bu dönem hayırlı olsun bark-ı ahaliye...
>>> Söylemeden edemicem, aldım defterimi... Ne defteri dediğinizi duyar gibiyim. {siktir lan bi bok duyduğun yok} bütün seyahati not edicem en ince ayrıntısına kadar. Belki kabul eder okumayı... Basılsın para şeediyim diye değil; sadece olmasını isteyipte olmadığım bir sinema rolünde senarist olma çabası... Biraz gülünç, biraz sitemkar, güzeldi. Adımın Türkçe'de ki yankısı özeldi !.. Edit; Yılmaz Erdoğan
>>> Ben bu kadınların Mango tutkusunu anlamış değilim. Belirtmek istedim, gözüme çarptı geçenlerde...
edit: 21.11.2008'den...

sutyensiz bir memeli hakkındaki her şey..


* rağbet buldukça güncellenir.. 

__________________________________________________________________________________

osmanlıca el yazması eserler üzerine master yapmış; eski osmanlıca, arapça, farsça eserleri türkçe'ye çevirmeyi görev bilmiş bir geçmiş hayranı. himayesinde 43 tane yoyosu (edit: 44 oldu) olan, bulduğu her parayla ülke ülke geçen bir eşref-i mahlukattır kendisi.. 

dünya üzerinden görülmedik ülke kalmayana kadar devam edecektir macerasına. maddi imkansızlıklar baş gösterdiğinde kredi alabilecek genç ve güzel banka çalışanlarına, se7en ceddinden miras kalmış genç bayanlara neden olmasın diyebilir..

muhteşem yemekler yapar. sadece bu adamın yemeklerini yemek için nadide ülkemizin şirin mi şirin şehirlerinden turlar düzenlenir. siz de katılın efendim bu turlardan birine gelin bir tas yemeğimizi yiyin..

ney üfler efendim kendisi uzun zamandır. neyzen emin dede'den aldığı meşk-i huzuru, neyzen tevfik sarhoşluğunda yaşar. bir garip dinler acemaşiran taksimi, mevlevi ayini için katleder huzur u evreni..

yüce kahinler tarafından rüya görmediği rivayet edilmiştir. aslında görmekte olduğu söylenmekte ama ne hikmetse hiçbirini hatırlamamaktadır. bu konu hakkında isviçreli bilim adamlarının araştırma yapmasını talep edecektir. işleri güçleri şampuanlarla, neşe'nin kepek sorunuyla uğraşmak olan bu deyyusların buna da bir çare bulacağını umut etmektedir..

- ya bi yesen var ya muhteşem, bırakamazsın. ayrıca aklım almıyor bir insan nasıl hiç çikolata yemez yaa..!

diyenler çoğunlukta olduğu halde çikolata yiyemez. çikolata ısırmaktan çok korkar. kendisi de kabul etmektedir bunun çok garip bir korku olduğunu. hatta emerek dahi yediği görülmemiştir. siz sormadan söylememi istedi ayrıca; nutella da yememiştir hiç. sizin anlıcanız bu adam çikolata nedir bilmez..

turşu suyu içince gülme tutar kendisini. bu özelliğini hala kendi de çözememiştir..

haftada bir perdelerini yıkar, asarken de hep çocukluğu gelir aklına..

nikon D700 kullanır bu adam. zamanının çoğunu onun vizör penceresinden bakarak geçirmek için elinden gelen her şeyi yapar. diye biliyorum..

kısaca böyle..

unutmadan küçük bir tavsiye; üstüne gidin efendim bu adamın, 

korkmayın ısırmaz..!

şimdi de los angeles için iftar vakti. allah kabul etsin..

__________________________________________________________________________________