kaptanın akıl defterİnden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaptanın akıl defterİnden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

emaye tencereler ve yarım kalmış ançuezlerin itirafları..



kendi sancılarımızın alelade ortalıkta durması ne kadar da garip. halbu ki onların da bize sağladığı ve bizim onlar için beyanda bulunduğumuz argümanlar nereydese aynı. sağı solu belli olmayan bütün öfkelerde kendimizi, belki sonu gelir diyerek de nefretimizi pohpohluyoruz. sonu çoktan yazılmış bütün romanların başkahramanı gibi dolanıyoruz ortalıkta. best seller olmuş bütün eserlere atıfta bulunarak geçmiş ömürlerimizi, sizin ya da bizim olmasının bir önemi kalmıyordu yayınlanan son resmi gazate kararnamelerinde.



baktığımızda bizi siz yapan bütün konular zaten konuşulmuşken, hiç ortası yokmuşcasına sallayıp duruyoruz cümleleri. bazen ürküten, bazen seven, bazense "bırak orada kalsın" dediğimiz ne varsa peşimizden geliyor. dört başı mahmur düşlerimizin o dehşetengiz incelikleri yüzünden yaşıyoruz bunları elbet. sorgu sırasında itiraf ettiğimiz aşk cinayetlerimiz gibi. sadece bizim bildiğimiz sihirleri, ayna karşısında yapıp hayran oluyoruz kendimize. her yıl olduğu gibi bu yıl da piyangoya ümit bağlıyoruz, almadığımız halde. 


peki sırada ne var? 
ayak basmadığımız coğrafyaların olası güzellikleri mi, yoksa sadece yiyenlerin bildiği o gizli tariflerlerin satıldığı bilmem kaç yıllık aile restorantları mı. 
hepsine razıyız, hepsine karşı. 

çünkü bilmediğimiz ne varsa görmediğimizden

di..

.

anı toplayıcılığı konusunda pek de bilinmeyen safsatalar..


.

saklamak üzere elimize aldığımız bütün anıları unutur muyuz acaba diye etiketlememiz gerekiyor sanki. bunu, yaptığım bütün seyahatler sonrası bir kere daha tasdikliyorum.. beynime kazımak istediğim anları ve elbette gözümün gördüğü dünyanın en muhteşem manzaralarını içime hapsedip, sonra yine bakarım diyerek çektiğim fotoğraflardan saha çok önemsiyorum, bu kesin. 

peki bu ne kadar yeter bize? 

içimizi ısıtan her şeffaflığın, beraberinde getirdiği arzular kadar yoksunluk yaşatmıyor bunları anımsamak. halbu ki bizim sancımız, derdimiz, belki de tek gayemiz akan zamanda. bizi biz yapan her adım, gitmeye düçar olduğumuz yolun ta kendisi belki de..

2024, hayatımda gördüğüm en güzel manzaraları bana bahşetmiş bir yıl olarak kalacak beynimde. sanki bu dünyada olmayan yeni yerleri keşfedişimizin alamet-i farikası. verdiği bütün sözleri tutan, fazlasını da giderken heybemize bırakan bir yıl.. 

   


     
bizi biz yapan her ne varsa; sakladığımız ve sahip olmaktan utanmadığımız bütün anılarla olmalı. 
ve işte tam da o sırada birine anılarınızdan bahsederken size bakışı, sanki mermerden işlenmiş davut heykeli kusursuzluğunda duruyorsa karşımızda; muhtemelen bazı şeyleri başarmışızdır. 

bizim için sırada ne var bilmiyorum ama; çok daha fazla anının sığması gerektiği konusunda hemfikiriz zihnimle, ufakcık beyinlerimize.

diğer yandan telaşımız, okyanusun öbür yakasındaki ormanların cezbediciliğinde..


.
 

mücadeleleri kutsallaştırma rehberinden kalan son bir kaç cümle..

 .

geçen yıl orantısız durumlar yaşatan bi' kaderi ortak paylaşmamız gerekiyor sanırım. yanımda olan bir kadına olan duyduğum sevginin, yine bir hemcisime olan bastırılmış nefretimden daha yoğun olması kurtarıyor beni. moral vermeyen, veremeyen, verdirtmeyen bütün hislerin birer ikinci el pazar ürünü olarak piyasaya sunulmasını kutluyoruz. elimizde kadehlerimiz.. biraz toprak, bir kaç kürek, bir parça bez ve ufak elvedalar. kimi telkin ediyor peki bu? bütün cinayetlerini işlerken, pişmanlık duymayan katillerin şerefine kalkan kadehleri mi yıkayıp kaldıracağız yani.. elimiz bile sığmayan kadehlere hem de!

anlatmak istediğim her şey, yaşamak istediğim ama sekteye uğrayan bir göçmenlik hissi yasa tasarısı gibi sunuldu önümüze. çabalarken elimizden gidenlere inanamıyorduk adeta. hepi topu bir kağıt parçasını, dünyadanın en pahalı defterine bastırmak için bütün yılımı heba ederken, asıl çabamın aslında bu mu olduğuna çabalarken buluyordum kendimi. söylemlerim ve eylemlerim arasında en kutsal deneyimleri de yaşatıyordu hayat lakin; ona br mecalim kalmazken yine bir öğle saati nabzını yokluyordum bütün nefretimin. 

yoktu!



şimdi, eski hayatlarımızı geri kazanmak için planlar yapmaya devam ediyoruz. yine her pazar göremiyoruz john'u kilisede ve bu bizi ziyadesiyle mutlu ediyordu. alışkanlıklarımız bizi bilmediğimiz coğrafyalara sürüklemeliydi, bunu  hepimiz biliyorduk. sanki bütün mazimiz, dünya üzerinde bir yerlerde sıkışmış duruyordu. çoğu sohbetimize meze olmuş bu konuyu, artık konuşmaktan korkan insanlara dönüşmüştük bir de. yeni bir rotanın, yeni bir maceraya dönüşmesi artık imkansıza yakın olgulardan biriydi sadece. tek mutluluğumuz; anılar biriktiren 3 insandık, aynı uçakta giden. 

pardon gitmiş.. 

her sene daha çok yazmak için amaçlayan beni, bundan mahrum bırakacak bütün etkenlere karşı koymak amacıyla seferlere çıkıyorum. 

rotam, kendi başkentim. 

nüfusu; biri köpek, toplam üç.

3






oregon'daki ormanları hayal ederken gelen huzur mu? biraz da bunu konuşalım..

.

devam etmemizi sağlayan olgu nedir? yeni bir fikrin ya da heyecanın varolması mı yoksa bunun için çabalamaya devam etmeniz mi.. aslında hiçbir durum, sizin devam etmeniz için size araç olmamalı. biraz karmaşık anlatıyorum farkındayım. derdim bir bakıma içinde bulunduğumuz durumun karamsarlığından ziyade, bizlerin buna olan direncinin ne düzeyde olduğu. 

peki devam etmemizi sağlayan oldu nedir? böyle zamanlarda aklıma hep "just keep going.." repliği geliyor. nerede geçtiğinin hiçbir önemi yok. bu şahit olduğum başarı hikayelerinden birinin, asıl kahramana kurduğu ufak bir cümle sadece. motivasyonun ne olduğundan ziyade nasıl olduğu ve bunun kişide nasıl etkiler bıraktığı da olabilir. belki zihnimizde salt gerçekliğin ufak ufak örselenmesi.. belki de yokoluşların başlama vuruşu. 



peki devam etmemizi sağlayan olgu nedir? tek gerçek bu belki de.. beynelminel ne varsa hayatta ya da etki edebildiğimiz değişimler, bunlar bizi ayakata tutan bütün desteklerin yakıtı sanırım. çabalamaya derman bulmak için yoksunluk çekmek, bağımlı olduğumuz kimyasalların tedariği kadar heyecan verici olmalı. kimse sorgu altındayken gerçeklik düzeyine bakmadan itiraflarda bulunmaz ya, biz de buna sevgi gösterileri yapacak taakatte bulunmamalıyız işte. 

peki devam etmemizi sağlayan olgu nedir? şahsen itiraf etmem gerekirse bu sarıldığınız her şeydir. kişidir bazen, kitaplardır çoğu zaman, yanılgılardır belki, itiraflarıdır hatta, düşlerdir şuan, yoktur çünkü; sensindir. neye sarılıyorsan bu hayatta ona tabisin.. inancın da o, mezhebin de. düsturlarından uzaklaşma çabana bile bu etki eder. hangi yola baş koyduğunun önemi yok; zamanı geldiğinde eğer istediğinin bu olduğuna eminsen yaptığın doğrudur. 

peki devam etmemizi sağlayan oldu nedir? bunu cevaplamak için biraz zamana ihtiyacım var sanırım. 

peki?

devam etmemizi sağlayan olgu nedir?



.

biraz daha turuncu

.

bazen bazı şeyleri çok severiz. genelde neden sevdiğimizi, bu kadar bağlandığımızı, üzerimizden çıkartmak istemediğimiz anlamazlar. bu bazen bir tişört olur, bazen bir mont. ben şahsen düşkünlüğü çoğu zaman herhangi bir renge olan insanları sevmemiz gerektiğine inanıyorum. evrensel bir dürtünün ergenleriyiz biz, yüzümüz sivilceler dolu pişmanlıklarımızla harmanlı. keskin serzenişlerini kıskandığımız, dünyevi zevklerin servis edildiği bir organizasyona simokiniyle katılmış aristokratlar gibiyiz. davetliler listesinde adı olmayan acılarımız da vardı bizim; herkes kadar. ama işte üniformamızı hep turuncu seçiyorduk..
    

sadeleştirilmiş ne kadar hüsran varsa her sabah kapımıza bırakılıyordu taze taze. evden çıkarken üzerinden atlıyorduk ama geldiğimizde de bekliyorlardı bizi. bundan biraz olsun sıyrılmak için turuncuya sarılıyorduk.



ve ben daima turuncuyu seviyorumdum, diğer renklere göre daha turuncu olduğu için..




..week 20 is over!


bir pub'da dans etmek için irlanda'ya, etek giymek için iskoçya'ya, kraliçe çağırdı diye de ingiltere'ye gitmek..

.

aslında herhangi bi' gün iskoçya'da uyanmaktır bu. farkı yoktur az sonra okuyacağınız satırlardan. bir nevi; defalarca söylediğiniz bir şarkıyı tekrar söylemektir, ezber yapmaktır satır satır, iç çekmektir..                                                                                                                                                                      
                                                                            (sutyen kullanmayan memeli hayvan, 08.01.2011 09:31)

yukarıdaki bir kaç cümle aslında uzun senelerdir aklımda olan bir hayalin bir cumartesi sabahı dışavurumudur. öyle büyük hayalleri olmayan benim, elbet bir gün "yağmurlu bir iskoçya sabahına uyanması" üzerine kurduğu düşlerin, o düşlere mashar olmuş bedenlerin, senlerin, benlerin, bizlerin..


yol zamanıdır efendim, yolculuk zamanıdır. hani biraz gideyim de sonra gelirimlerin zamanıdır belki. tenefüste eve gidip beden dersi için üzerini değişen çocuk sevinciyle dolmaktır bendeki; hani şu kimsede olmayan evi okula yakın şanslı öğrenci tribi..

yakında çıkacağım ingiltere, irlanda, iskoçya seyahatinden bahsediyorum. zamanı çoktan gelmişte geçen bir seyahatten. sırt çantamı, çadırımı, uyku tulumumu ve elbette fotoğraf makinemi hazır ettiğim seyahatten. nasılda özlemişim o halleri; ucuz uçak bileti bulma çabalarını, kalacak yer ayarlarken çekilen sıkıntıları filan.. 

ingiltere aslında ilk durak. irlanda'ya gitmek için basamak olarak kullanılacak ilk durak. kendisine dönüşte biraz zaman ayırmak sözü verdik, bakalım tutarsak..



"şimdi yeni şeyler söylemek lazım.."


babam olup olmadık zamanların adamıdır. hep bir yerde sabit kalamayanlardan birazda. sürekli "tebdil-i mekanda ferahlık vardır.." der durur. ben tabi sonraları anlıyorum ondaki bu değişim, gelişim olgusunu..

şu içinde bulunduğunuz mekan-ı levazımattan bahsediyorum efendim. görüldüğü üzere değişti, bir garip haller oldu kendisine. uzun süredir değişmeye yüz tutmuş bu halini bir şekle şemale sokmak isterdim, sonunda oldu. sabahlamalar, kod ayıklamalar derken bunu çıkarabildim ortaya. renkleri hazır bir şablonun üzerine bunu inşa ettim yeni baştan. artık fotoğraf ablümüm bile var :] daha büyük boyda, teşhire daha müsait. FKH adamının kim olduğunu gözler önüne seren bölümümüzde güzel oldu bence :] bütün kirli çamaşırlar ortada. daha gelişir mi? elbette! iş bu durumdan mütevellit efendim; takdir de sizin, tekdir de.. 

Hz. Mevlana'nın da dediği gibi;

"Ne kadar söz varsa düne ait
 Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."


şimdi ben gidicem ya..


... hiç kimse bunu bilmicek! 

hayatında pek fazla amacı olmayan, sadece önüne konulan ile yetinen bir çok insan tanıdım. sürekli bundan memnun olduklarını söyleseler de köşeye çekip yakalarına yapışınca hep dökülür dillerinin altındaki baklalar! hepsinin isteyipte yapamadığı en az bir şey vardır. olmalıdır da..

konunun buraya gelmesi tamamen kişiseldir efendim. yoktur başka derdim.. 

neyse fazla uzatmıyım.. kısa bir süreliğine ara verme vaktidir benim için. bu seferde ispanya çağırdı beni.. gidip görme, havasını içlere çekme vaktidir. gezmedik yeri, basılmadık taşı kalmasın diye. yanımda sadece sırt çantam ve fotoğraf makinem olacak. artık eski maceralarım gibi papaza rica edip manastırda mı yatarım, yoksa hiç tanımadığım 15 insanlar bir hostel odasında mi bilmiyorum. amaç belli; dünyada görmeden ölmeyeceğim çok az ülke kalsın! onlar da size kalsın..

dönüşte uzunca anlatıcam yaşadıklarımı. fotoğraflarla birlikte tabi.. 
şimdilik görüşmek üzere. 

selametle efendim,

devletle!

eskiler o kadar ağır ki; üflesem uçacak


şu yukarıdaki fotoğrafı seneler önce bilgisayarda yazmıştım. üzerinden çok uzun süre geçmiş, eskileri karıştırırken buldum! hangi ruh haliyle yazmıştım ya da ne ifade ettiği aslında biraz trajikomik. hatırlanmak istenmeyen anlardan biri hatta.. salla gitsinlerden sanırım!

insan ömrü çok kısa efendim. şimdi cümleye böyle başladım diye tutup felsefi konuşmalar filan yapıcak değilim merak olunmaya.sanırım son bir kaç aydır böyle geliyor bu durum bana. gittikçe kısalıyormuş gibi insan ömrü.. tad alınmayan ama sadece karın doyurmak için yenen bir yemek gibi. yavan..

neyse efendim çok tutmayayım sizi... yapacak işiniz vardır. biraz bencil bir yazı oldu kusuruma bakmayın.. bu arada neden böyle renkli yazdım bilmiyorum. yeni doğmuş çocuk sevinci sanırım benimki; hayata ağlayarak başlayan!

ha unutmadan bugün benim doğum günüm...
tarihe not: 15.01.2010

son tahvilden uyarılar

aslında böyle fikirlerle gelmem pek. nedendir bilmiyorum artık bazı şeylerin tedavülden kalkma vakti geldi. insanlar da dahil buna.. bir engizisyon mahkemesi eksik hatta, şöyle en keskininden giyotinler filan..

hayır anlamadığım nokta ne istiyorlar?? ben ki hayatım boyunca hep alttan alan taraf oldum. haa gocundum mu? vallahi de billahi de hayır! sadece merakımdan soruyorum, neden? ulan ne istediniz de yapmadık, ne söylediniz de hayır dedik? biri cevap versin kuzu kesicem lan, ahdım olsun kuzu kesicem..!

haa bunun için koydum bu fotoğrafı da! süzmem lazım artık hayatımı, tortusu kalmalı ki suyuna pilav yapıyım.. işin şakası, hakikaten zamanı geldi bazı şeylerin. artık buna terk-i diyar mı dersiniz, aslına rücu mu bilemem. ben söyliyim de benden çıksın, sonradan dememişti demeyin..

yerel saat; 04:16

borç parayla kiralık katil !..


sipariş verilmiş sadece yemekti,
çoktandır hasret kalınan bir akşam yemeğinde.
masaya gelen siparişler bir bir soğurken adam kadına sordu;
yemicek misin?


çağırdığı asansörü beklediği kadar bekledi kadın,
hep elleri dolu gelen adamı.
sürekli gülücükler dağıtan adamı vurdu kadın,
tuttuğu kiralık katilin parası ise adamın!

ilk basamakta savaş, ilk basamakta aşk...



önünde duran merdivenin ilk basamağında kadın, 
peşinden gelen adam için attı ilk adımı.
öyle içten ve saf başladı ki aralarındaki savaş,
daha ilk adımdan uzaklaştığını anlamadı kadın;
halbu ki çoktan bitmişti o büyük savaş!


sahnedekine göre...



bir erkeğin gözüyle kadının tanımı, 
kasım ayılarında açan güneşin bedeni ısıtması gibidir; 
tam anlamıyla yetmeyen, açık bırakan bir yanını.

akılda kalan her yanılgıyı destansı bir havada sergiledi kadın,
öyle ki herkes ayakta alkışladı erkeği.
övgüye mashar olan kadın,
sonunda terk eyledi erkeği... 


sarısından ayrılmayan yumurta akından gelen edit: 

savaşı kutsal yapan baltalar


Aylardır dolapta bekleyen peynir tabağı gibi geldim bu sefer. Garip bir geliş anlıcanız. Sebebi belli olmayan bir savaşa başlamak belki de. Kazananın hiçbir zaman belli olmayacağı, olamayacağı bir savaş. Sınırları belli o hayal ülkesine fethe çıkılmış, o engin tepeler aşıldığında karşısındakini görüp sadece bakakalmış bir ordunun komutanı var karşınızda. Dizlerinizin üzerine çökün ve başınızı önünüze eğin; çünkü hüküm de benim hükümdar da...

Hadi şimdi devam edin ne işle uğraşıyorsanız, bırakın bunu okumayı. Daha feth edilecek çok ülke var. Tabi sizin için...

neyzen tevfik


Onu tanımakla yaşamak arasında bir fark bulmaya çalışmadım; sözümün eri bir insan mıyım onu da bilmem. Sadece bir minnet borcu duymaktayım kendsine... Oturup konuştuğumdan da değil hani, sadece bir nev-i şahsına münhasırın elekten geçirilmişleridir elimizde ki. Ben de onlardan arta kalanları topladım sofra bezinden, ziyan olmasın gitmesin çöpe diye. Kimseye de değil, sadece kendime. Paylaşmam kimseyle, umrumda da değilsiniz. O benimdir, tıpkı onun şaraba ait olması gibi…

Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fâni gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hânde-i hurrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer gussa-i mâtem de geçer,
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem âdem de geçer,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.

Bir iştirak-ı devrimdir bedende üstadın yaptığı. O kadar bağlıdır ki ney'ine; çok içtiğinden mütevveli kapatıldığı Bakırköy hastanesi'nde ki yatağının demirini söküp ney yapmıştır kendine. Üflemiştir en tok sesle, acemaşiran peşrevi Neyzen Emin Dede'den... İliklerinize kadar işlesin o 4 dakikalık taş plak kaydı. Canınıza okusun! Olmadık yerinizden vursun sizi, acırsam şerefsizim !..

Düşeli derdi firakın ile sevdaya meye,
Müptelayım,deliyim,sinmişim esrar-ı ney’e.
Feleğin,kahpe başında paralansın parası,
Ben güzel sevmeye geldim,değil ekmek yemeye !..

Benden bu kadar, sabahın 4'ü oldu. Halen kulağımda sesi Üstad'ımın. Olmayacak duaya amin'i çoktan dediğimden olsa gerek, hiç gitmesin der gibiyim... Ruhun şad olsun Üstad, mekanın cennet olsun...

sutyensiz bir memeli hakkındaki her şey..


* rağbet buldukça güncellenir.. 

__________________________________________________________________________________

osmanlıca el yazması eserler üzerine master yapmış; eski osmanlıca, arapça, farsça eserleri türkçe'ye çevirmeyi görev bilmiş bir geçmiş hayranı. himayesinde 43 tane yoyosu (edit: 44 oldu) olan, bulduğu her parayla ülke ülke geçen bir eşref-i mahlukattır kendisi.. 

dünya üzerinden görülmedik ülke kalmayana kadar devam edecektir macerasına. maddi imkansızlıklar baş gösterdiğinde kredi alabilecek genç ve güzel banka çalışanlarına, se7en ceddinden miras kalmış genç bayanlara neden olmasın diyebilir..

muhteşem yemekler yapar. sadece bu adamın yemeklerini yemek için nadide ülkemizin şirin mi şirin şehirlerinden turlar düzenlenir. siz de katılın efendim bu turlardan birine gelin bir tas yemeğimizi yiyin..

ney üfler efendim kendisi uzun zamandır. neyzen emin dede'den aldığı meşk-i huzuru, neyzen tevfik sarhoşluğunda yaşar. bir garip dinler acemaşiran taksimi, mevlevi ayini için katleder huzur u evreni..

yüce kahinler tarafından rüya görmediği rivayet edilmiştir. aslında görmekte olduğu söylenmekte ama ne hikmetse hiçbirini hatırlamamaktadır. bu konu hakkında isviçreli bilim adamlarının araştırma yapmasını talep edecektir. işleri güçleri şampuanlarla, neşe'nin kepek sorunuyla uğraşmak olan bu deyyusların buna da bir çare bulacağını umut etmektedir..

- ya bi yesen var ya muhteşem, bırakamazsın. ayrıca aklım almıyor bir insan nasıl hiç çikolata yemez yaa..!

diyenler çoğunlukta olduğu halde çikolata yiyemez. çikolata ısırmaktan çok korkar. kendisi de kabul etmektedir bunun çok garip bir korku olduğunu. hatta emerek dahi yediği görülmemiştir. siz sormadan söylememi istedi ayrıca; nutella da yememiştir hiç. sizin anlıcanız bu adam çikolata nedir bilmez..

turşu suyu içince gülme tutar kendisini. bu özelliğini hala kendi de çözememiştir..

haftada bir perdelerini yıkar, asarken de hep çocukluğu gelir aklına..

nikon D700 kullanır bu adam. zamanının çoğunu onun vizör penceresinden bakarak geçirmek için elinden gelen her şeyi yapar. diye biliyorum..

kısaca böyle..

unutmadan küçük bir tavsiye; üstüne gidin efendim bu adamın, 

korkmayın ısırmaz..!

şimdi de los angeles için iftar vakti. allah kabul etsin..

__________________________________________________________________________________