susamları dökülmüş ramazan pidesi



ramazan ayının iştirakından mütevellit bereketli günlere merhaba demekten mutluyu(z). hani öyle günler vardır ki eve gitmek istemez insan, kapıdan dahi girmeye tiksinir... (her ne kadar ben yaşamasam da)


hiç mi hiç eser yok bu duygudan. gitmek için çaba harcamak, otobüsten indikten sonra bile deli gibi başka otobüse koşmak, hayvan gibi sıra varken pide sırası beklemek eşgalinde iştirakler var. iyi ki de var aslında, ne güzel oluyor eve ezan okunduktan sonra girmek bile!

yaa şeyi konuştuk az önce; şu algida firmasının yaptığı aptalca kampanyalar var, kesin rastgelmişsinizdir. aptallık dizboyu, bildiğin yağsız kapı sesi. ulan 5 kontür kazanmak için 2 kontör harcayıp mesaj atıyorsun bunun da adı 5 kontör kazandın oluyor !?! neresinde bunun kazanç???

izzet yıldızhan ile bitirelim bugünde; bu zat-ı muhterem bir programında şöyle kelam etmiş;
"yavv bu fransızlar ne kadar kültürlü insanlar, 8 yaşındaki çocukları bile fransızca konuşuyor!"

kutluyoruz efendim kendisini, selametler diliyoruz.

cübbeli'den gelen edit: bak beni kötü söyletmeyin, adam gibi müzik koyun telefonunuza...

böyle buyurdu ev ahalisi


eda'yı northcamp'a götürüyorum abi, seni de istediğin yere...

nasıl insanlarsınız siz yaa, bir tatlı alıp gelmediniz. abi bildik sizi..
kaç gündür dolapta boş şey tabağı var, biriniz de çıkarıp şeyapmadınız..
yalan dolan bir kaç resim kaldı. aşk seni bulabilir de..
kabak tadı verdi bu sertap. kabağın bile bir haysiyeti var..
annem belki yarın iskenderun'a gidecek..
az daha sodaları 110 santimetrekarede patlatıyorduk yani..

sancılı süreçlerden geçerken kadın,
acısını adam çekmeye başladı.
pazardan aldığı patatesleri kadın,
erkeğin sırtında haşladı!

umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları

umut sarıkaya denen şahsiyet karikatüristtir. ha asıl işi bu değil tabi, adam gemi mühendisi...
kemik dergisinde çizdiği gıcır gıcır karikatürlerle tanınır; ki koparır, bildiğin koparır!
onu cezbeden, beni ona hayran bırakan onun mutsuzluk tanımları.
ahan da bir kaçı;


- bitmiş şampuan içine su doldurmak
- lavaboda büyük tepsi yıkamak
- yüreği pır pır eden mesaj sesinin turkcell mesajına ait olduğunu görmek
- havuz kenarında ıslanmış ayaklarla giyilen terliğin her adımda dönüp durması
- pompa hortumunun, damacananın dibindeki suya yetişememesi, elde sürahi kalakalmak
- kursun kalemi acarken ucun kırılıp kalemtrasta sıkısıp kalması
- kisin el yikarken uzun kollu giysinin kolundan su girmesi. hele giysi polarsa, hele bir de su cok soguksa
- sevgili ile konuşulan "yalnızca bir dakikanız kaldı" anonsu.
- terli vücuttan atlet sıyırmak
- nutella'yi buzdolabinda bulmak, katılaşması taş gibi olması.
- diş fırçaladıktan hemen sonra yeşil elma yemek
- üzüm yerken çiğnenmiş çekirdeklerinin dişe yapışması
- annenin yıkanan ve bitirilen ilk perdenin yanlış kornişe takıldığını söylemesi
- caycinin getirdigi cayin yanindaki şekerlerden birinin uzerine az da olsa cay dökülmüş olması

bıla bıla bıla...

Her Kadının Sahip Olması Gereken 100 Şey



1. Siyah straplez diz üstü elbise.

2. Parfüm, öyle sıradan bir parfüm değil ama, size en uygun parfümü artık mutlaka bulmuş olmalısınız. Sizinle özdeşleşen ve sizi yansıtan en güzel koku her an çantanızda olmalı...

3. Altın rengi far.

4. Portföy çanta.

5. Dantel iç çamaşırı. Kendinizi çok daha güzel hissetmenizi sağlar.

6. Stilletto. Boyunuzun biraz daha uzun olmasını sağlarken ayrıca kendinizi daha seksi hissetmenizi sağlayacaklar...

7. Yaratıcılık Defteri; Yapmak istediğiniz şeyleri, planlarınızı hayellerinizi yazacağınız, isteklerinizi gerçekleştirmek için attığınız adımları not edeceğiniz bir defteriniz mutlaka olsun. İstediğiniz seylerin ne kadar hızlı gerçekleştiğine inanamıyacaksınız.

8. Babet. Her kıyafetinizle giyebileceğiniz babetlerle bütün gün rahatça yürüyebilirsiniz. Gece dışarı çıktığınızda ise babetlerinizi çantanızda taşıyarak topuklu ayakkabılardan kurutulup geceye devam edebilirsiniz.

9. Beyaz gömlek.

10. G-string.

11. Güneş gözlüğü. Büyük çerçeveleri öneriyoruz.

12. Kalın kemer. Takılar kadar kemer de en önemli aksesuarlarınızdan biri olarak dolabınızda bulunmalı. Kazak elbiselerinizle ya da yüksek bel eteklerinizle takıldığında çok şık duruyor.


13. Converse. Farklı renkleriyle casual kıyafetlerinizin en rahat tamamlayıcısı.

14. Kaliteli bir cüzdan.

15. Siyah pantolon, mutlaka arasıra ihtiyaç duyacaksınız.

16. Tayt. Uzun t-shirt ya da kazaklarınızla farklı kombinasyonlar yaratarak hem çok rahat edin hem de saatlerce ne giyeceğinizi düşünmeyin.

17. Takım. Etek-ceketten oluşan bir takımınız bulunmalı.

18. İpek ya da dantel gecelik. Yıkaması ne kadar zor olsa da buna değer!

19. Şık bir gece elbisesi. Davet ya da kokteyllerde giyebileceğiniz en azından bir tane zarif gece elbiseniz olmalı.

20. File çorap. Küçük fileleri tercih etmenizi öneririz.

21. Süveter. Uzun kış aylarında kazak giymekten sıkıldığınızda, gömleğinizin üstüne giyeceğiniz süveterle değişiklik yapabilirsiniz...

22. Kayık yaka bluz, özellikle görünmeye değer köprücük kemikleriniz varsa...

23. Klasik kolsuz elbise. Ne çok ciddi bir hava katacak, ne de plaja gider gibi görüneceksiniz, bu ikisinin arasını bulmak istediğinizde klasik kolsuz bir elbise sizin için ideal bir seçenek olacak.

24. Blazer. Hem spor hem şık...

25. Jean etek ve şort. Özellikle yaz tatillerinde farklı kombinasyonlarla tekrar tekrar giyebilirsiniz.

26. Pamuklu pijama. Soğuk günlerde ya da hasta olduğunuzda rahat pijamalarınızı giyip yatmak kendinizi iyi hissettirecek.

27. Beyaz t-shirt. Farklı modellerde birçok beyaz t-shirt'unuz bulunmalı.

28. Dolgu topuklu ayakkabı. Uzun bacaklara sahip olurken yürümeniz de ince topuklara oranla daha rahat olacak.

29. Kumaş şort. Kışın uzun çorap ya da taytlarla birlikte giyebilirsiniz.

30. İnce mont. Mevsim geçişlerinde ne giymeniz gerektiğini bir türlü anlayamadığınız günler için...

31. Açık renk kışlık palto. Kısa sürede kirlense bile çok daha şık ve gösterişli duruyor.

32. Atkı. Sıcak tutacak ve kıyafetinize hareket kazandıracak.

33. Bere.

34. Bez çanta. Derinin ağırlığından sıkıldığınızda yaz ayları için ideal olan renkli bez çantaları kullanabilirsiniz.

35. Küçük gece çantası.

36. Bolero. Bazı elbiseler hırka yerine bolero gerektiriyor, dolabınızda bulunmasında yarar var.

37. Siyah dik yaka kazak.

38. Jartiyerli çorap. Uzun çorap giymeniz gerektiğinde ama külotlu çorap giymek istemediğiniz zamanlarda jartiyerli çoraplar çok işinize yarayacak.

39. Büyük halka küpe. Modası hiç bir zaman geçmeyecek...

40. Kolye..Uzun, kısa, mutlaka kıyafetinizi tamamlayacak kolyeleriniz olmalı.

41. Yüz ve vücut peeling, çok daha yumuşak bir cilde sahip olacaksınız.

42. Gece için elbise giymek istemediğinizde tercih edeceğiniz bir üst.

43. Deri ceket.

44. Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabı.

45. Trench Coat.

46. Pashmina.

47. Şık bir plaj çantası.

48. T-shirt elbise.

49. Kalem etek. Eğer vücudunuz müsaitse neden olmasın?

50. Biraz fazla kısa bir elbise. Renk olarak siyah olabilir ama mor, yeşil, turuncu gibi canlı renkler daha iyi olacaktır.

51. Büyük kahverengi deri çanta. Ne kadar eskirse o kadar iyi görünüyorlar.

52. Gri kapüşonlu sweatshirt.

53. Chanel'den herhangi birşey!

54. Tek taş yüzük. Kendi kendinize bir hediye neden olmasın?

55. Deri eldiven. Tehlikeli şıklık için...

56. Allık. Elmacık kemiklerinize uygulayacağınız cilt renginize uygun bir allık yüzünüze canlılık katacak.

57. Yün örgü kazak, hırka.

58. Ajanda.

59. Siyah mini elbise, hayat kurtarır!

60. Skinny jean. Ugg boots, babet, çizme, topuklu ayakkabı..hangisiyle isterseniz kombinleyebilirsiniz.

61. Şarap. En sevdiğiniz kırmızı şarabı keşfedin ve mutlaka evinizde bulundurun.

62. İyi marka bir çantanız mutlaka olmalı. Bizim önerilerimiz; Miu Miu, Marc Jacobs, Balenciega vs.

63. Bilezik, rengarenk bilezikler...Bazı kıyafetlerinizle başka hiçbir takı kullanmadan sadece renkli kalın bilezikleri aksesuar olarak kullanabilirsiniz.

64. Jean. Tabi ki dolabınızın olmazsa olmazlarından...

65. Yemek kitabı. Her gün ne yemek yapacağınızı düşünmek yerine ya da farklı tatlar denemek istediğinizde iyi bir yemek kitabına başvurabilirsiniz.

66. Kısa seyehatlarınız için küçük bir el bagajı.

67. Uzun seyehatlarınız için ise bavul takımı. Başkalarının bavullarıyla karışmaması için siyahtan uzak durmanızı tavsiye ederiz.

68. İnce kemer. Elbise üzerine ya da aksesuar olarak kullanabileceğiniz bir ayrıntı.

69. Mumlar, en sevdiğiniz renk ve kokuda mumlar...

70. Topuklara kadar uzun renkli bir elbise. Hem çok rahat hem de çok moda...

71. Şort iç çamaşırı. İçinizi gösteren pantolon ve elbiselerde...

72. Plajda giyebileceğiniz yüksek topuklu hasır terlikler.

73. Bisiklet

74. Renkli şort iç çamaşırı ile takım yapabileceğiniz gri askılı bir tişörtle size özel bir pijama takımı yaratabilirsiniz. Hem eglenceli hem seksi!

75. Boynunuza ya da bileğinize bağlayacağınız renkli ya da siyah deri ip. Farklı kolye uçlarıyla çeşitlendirebilirsiniz.

76. Siyah pantolon ceket takım, vücut tarzınıza göre ama mutlaka çok şık ve asil.

77. Mini jean elbise ama mutlaka sade...

78. Jo Malone çarşaf parfümleri.

79. Lush'tan banyo köpüğü.

80. Bir buket çiçek, her hafta kendinize bir buket çiçek alın. Evinizde sürekli taze çiçekler olması sizi çok mutlu edecek.

81. Uzun hırka. Tayt ya da elbiselerinizle giyebilirsiniz.

82. Renkli, mini bir bornoz.

83. Elde taşıyabileceğiniz büyük deri bir çanta.

84. Baktıkça içinizi açacak yağlı boya bir resim. Ressamın kim olduğu önemli değil, önemli olan resmin size hissettirdikleri.

85. Gillette Venüs, acil durumlarda imdadınıza yetişecek.

86. Tek omuz bir elbise.

87. Siyah ve beyaz atlet.

88. Vintage bir elbise.

89. Muz çorap.

90. Dudak parlatıcısı.

91. Nar çiçeği rengi ruj.

92. Siyah göz kalemi. Hiç makyaj yapmasanız bile siyah göz kaleminden vazgeçmeyin.

93. Her an çantanızda taşyabileceğiniz el kremi.

94. Cilt renginize uygun pudra.

95. Sandalet.

96. Johnson Baby Oil, duştan sonra yumuşacık bir cilt için...

97. Bikini.

98. Straplez sutyen. Straplez kıyafetlerinizle kullanabileceğiniz bir straplez sutyeniniz mutlaka olmalı.

99. Şemsiye.

100. Küçük makyaj çantası. En gerekli makyaj malzemelerinizi çantanızda rahatça taşıyabileceğiniz mini bir makyaj çantası.

17 mayıs 2000 galatasaray - arsenal maçı



fenerbahçeli bir arkadaşımın bu maç hakkındaki yorumu;

"..neyse maç bitti; hassiktir dedim, ışığı söndürdüm, yattım."


kapı tokmakları baya fazla ayrıca


şimdi bir kaç kelime yazıcam buraya;

ama sanılmasın ki anlamları yok! vardır efendim vardır.
hatta üzerimde petek dinçöz ile sevişmenin verdiği kibarlık belirtisi vardır..!


olur öyle...

kırık lambanın arkasındaki sandalye


"ben elif falanca, içimde sakladıklarımla bir kedinin karnı doyar anca."



mermer desenli hayaller


peki nerede renkler dedi kadın,
bilmediği bir soru sormuştu ilk kez erkeğe.


bugün baya iyiyim biliyor musun?

-kumandanın arkasındaki kapakta duran bant-

times suarq'deki taş heykeller

kimisine göre pop müziğin ilahı, kimisine göre bir sapık ya da aklını yitirmiş biri...

kim ne derse desin yaptığı müzikle insanları etkilemiş, bir bakıma onları peşinden sürüklemiş, hayran bırakmış. hem de öyle hayan bırakmış ki cenaze törenine şuana kadar görülmemiş bir kalabalık katıldı. törenin biletleri karaborsada satıldı...

şimdi hepsini bir kenara bırakalım hepsi michael'in annesinin sandığına gitsin.

fotoğraf michael jackson'ın ölüm haberinin times suarq'deki kocaman ekranda yayınlandığı ana ait. günde belki de milyonlarca insanın gelip geçtiği bir meydanda herkesin hayatını durduran bir ölüm. bu ölüm nasıl bir andır ki bunu duyanları taş kesmiş !!!

baktıkları ekrandan görünen yazı mı?

"michael jackson is dead..!"







sözlük sayfalarındaki barby elbisesi


şehirler arası yolculuk anıları geldi aklıma. düşünüyorum ara sıra nasıl çeşitli şeyler diye. ama daha çok aklımda kalan erkek yanına bayan - bayan yanına erkek oturamama olgusu. tamam belki türkiye şartları için zor bir durum ancak; hiç oturmuşluğum yoktur valla. ben oturdum bir seferinde diyenlerin hepsi ya kuzeniyle oturmuştur ya da en fazla izmit'ten istanbul'a gelmiştir. o da belki sınıf arkadaşıdır...

yani neden oturtulmaz bir bayanın yanına bir erkek? uçakta oturtuyorsunuz ama! hatta 9 saat havada kaldığımı bilirim yanımda gencecik bir kuzucuk vardı. valla güzelde muhabbet ettik. hiç de rahatsız olmadım. ben olmadım eminim ki o da olmamıştır; çünkü giderken "sohbetiniz için çok teşekkür ederim" demişti, rahatsız olsa demez heralde!!!

valla bu mettoyu yıksak diyorum, kampanya filan yapsak bayanların yanına erkek versinler. bayan bayana, erkek erkeğe kalksın artık. yaaa derdim bayan olayı filan değil (olsa söylerim) sadece merak ediyorum nasıl olacak...

juju'dan bir alıntıyla bitirmek isterim yazımı; "delikli boncuk yerde kalmaz..!"
anlamını merak edenler masanın üzerinde duran zilin üstüne bassın resepsiyonist gelir...

comudus'tan gelen edit: acı tecrübenin hammaddesidir!

ruhiye'den bir şiir;


aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.


sebeb-i telif vol: 9


>>> yorgunluk tanımları yapmaya başladım, belki de hayatım da ilk defa. buzdolabında duran soğuk su şişesini içip içip yerine geri koyuyorum. bomboş hem de, o kadar yani..! hani çalışmaktan olsa dinleniyim geçsin dicem ama...

>>> 25 (buraya üç nokta koyuyorum)

>>> master'ım bitti. yani bunu niçin buraya yazıyorum onu da bilmiyorum. hani üniversiteyi bitireli olmuş üç sene, şimdi master bitti, daha sonra..?

>>> şeyi düşünüyorum; yani bir insanla birlikte olmak, birini sevmek, ona bağlanmak vs. hepsi bu hayatla mı ilişkili? nedir bunun tanımı? kim koyar kurallarını? yatakata iyi olan mı daha değerli yoksa hesabı ödeyen mi? yaş hep problem midir bu filozofide? trip atmak kadınlığın şanından mıdır? bilen varsa söylesin, merak ediyorum...

>>> bu senenin benim için önemi büyüktür sanırım. daha doğrusu bu seneki ramazan ayının. doğduğum seneden sonra ilk defa ağustos ayına geldi ramazan. annem söyledi; "o kadar sıcaktı ki karnımdayken sana su yetişmiyordu!"

>>> dikkat ediyorum sehpalara. ele ele tutuşup gelen iki çiftten -ki bunların yaş ortalaması; erkeği yaşı+kızın yaşı/2= 17- hangisi şezlogun yanındaki sehpaya araba anahtarı bırakacak diye. cevap çok açık; ikisi de.

>>> mor güzeldir!

>>> sanırım okyanus kokusu almanın vakti geldi. şöyle nefesi açarsanına bir okyanusa doğru yol mu alsam acaba?


boş edit;

sütyen meselesi (savaş sosu ile)


kadınları yıldırım çarpma olasılığı erkeklerden % 76 daha fazla(ymış).
düşünüldüğünde kesinlikle mantıklı bir açıklaması vardır diyor insan, ki var (mış) zaten;
sütyenlerindeki metal parçaları...
"gel de sütyensiz dolaşma!" dedirten günlerden birindeyiz sanki...

kadın-erkek şavaşından sahnelerle bitirelim;

kabul edilmiş yenilgilerin tekrarı yaşanıyordu,
sıra beklenilen atm kuyruğunda.
kadın adamdan öc alıyordu sanki,
adamın verdiği kredi kartıyla..!


herşeyi bilen otobüsteki çocuk için gelen edit: seviyoruz seni..!

kedifelix'den gelen sağlam edit:  yok lan öle bişey, ahanda ispatı; ispat için tıkla bakalım
teşekkürler kedifelix..

nefes tutmaca


yapıyım diyorum olmuyor. yaşadıklarımı yazıyım diyorum olmuyor. burası bana ait biliyorum, biliyorum benim! ama olmuyor. nedense fırsatım olmuyor, yapamıyorum, yazamıyorum günbegün...

uçurtma bayramları dinliyorum...


bmw 7.30d alana 40 gb'lık hafıza


normalde bahsetmem böyle şeylerden, yani sevmem anlıcanız. geçen kısa bir süreliğine tanıtım filmini izleme imkanı buldum bu makinenın. "bmw 7.30d" efendim makinemizin adı...

motor hacmi, şanzimanı falan filan umrumda değil. haa bmw hayranı filanda değilim sadece bazı iç detayları ve teknolojik özellikleri cezbetti beni.

- 40 gb'lık bir hard disk var efendim aracın içinde. torpido gözünü açtığınızda karşınıza çıkan 2 adet usp bağlantı portu size muhteşem bir arşiv sağlayabilir. yani bunun dışında da beni cezbeden başka birçok özellikte var ama ben sadece bunu söyliyip gidicem.

unutmadan fiyatı; (TL bazında konuşuyorum) 493,000 TL si...


son atlayan fakirdir !..



































üç beş çocuk, fazla değillerdi. havuzda yapılabilecek bütün haylazlıkları yapıyorlar her zaman ki gibi. ailelerinin refah seviyesi (ki zenginlik diyoruz biz buna) normal bir vatandaşın on iki ya da on üç misli. tabi ki veledler de bunun farkında..


havuzun kenarında koşarlarken uyardım, düşüp kırmasınlar bir taraflarını diye. genel lifeguard kuralı (no runing) olmasında mütevelli işimi yaptım anlayacağınız. ama anlamadığım bir konuda takılmadı değil aklıma; - ulan neden uyarıyorum ki ben bunları, zaten evlerine gelen piyano ve çello öğretmenleri sanırım bunları da öğretiyordur !..

neyse daha sonra koşma faslını atlattılar efendim bunlar, sukunete bürünür gibin oldular. şimdiki heyecanları havuzun kenarından birinin üçe kadar saymasıyla birlikte havuza atlamak. tamam normal, hem de çok normal. son atlayan kaybediyor kuralda bu. farkındaysanız şuana kadar anlattığım her şey normal bir durumu ifade etti. bir olayı betimledi belki de, belki de değil öle.

şimdi durup düşünün, allah aşkına düşünün. eğer bu oyunu siz oynasaydınız ve o çocukların içinde siz olsaydınız, havuza en son atlayanın cezası olarak neyi seçerdiniz..?

zipnot; bu çocukların yaş ortalaması 7 - 8 arası

a) eşşek
b) salak
c) deli
d) köpek

çoğu kimse bunlardan hepsini seçebilir sanırsam. yani ortalamaya vurursak belki eşşek (ki doğrusu eşek) biraz daha öne çıkar. hatta bazen ilk olarak; e olur, daha sonra ş olur, yine ş, sonra e filan...

bakın farkındaysanız halen normal bir olayın detaylarını anlatıyorum.
efendim gelelim olayın incecik detayına; hani şahit olmaktan öte şaşkınlık katsayımın yükselmesi diyebilirsiniz buna. mirim bu çocuklardan üçe kadar sayan çocuk son atlayanın cezasını; "son atlayan fakirdir !" olarak belirledi. evet yanış duymadınız; son atlayan fakirdir!

gelelim iç gıcıklatan detaya; bence zenginlik seviyesi oynanan oyundan tutunda, insanların (buna çocukların en garip korkuları dahil) korkularını yahutta kötü gördükleri durumları etkiliyor. düşünsenize çocuk fakir olmayı kötü bir şey gibi görüyor. tamam yaptığım psikolojik bir çözümleme değil ama yine de garip bir detaydı...


erken kutlanan doğum gününden gelen edit; erkende olsa geçte olsa sanırım unutmamak için elimden geleni ardıma koymayacağım... pişttt fakir sana diyorum :)


içten sarılmak ve tramisu sohbetleri


...sonra tramisu ve soğuk olmayan bir su söyledi. öyle ki; bardak bile az geldi hayallerindeki özgürlüğe, geri gitti. çantası o kadar ağırdı ki taşımaktan omzu ağrımış, sürekli bunu mırıldanıp duruyordu. o kadar tatlı geldi ki o mırıldanma; ne gerek vardı diye düşünmeden edemedim o tramisuya..ya.

önce bıçakla tatlının üzerindeki kahvelerle oynadı, daha sonrada tatlının geleceğiyle. o kadar güzel oynadı ki; sanırım o bile tahmin edememişti bunu!

gelelim hikayenin devamına; bu hikayenin devamı yok! başıda yok aslında, sadece yapılabilecek en anlamlı şeyi yapıp gitti. aynı kurşuni renkler gibi sürülmek istenmeyen renklere bürüdü bütün dünyamı bu terk-i diyar ile. halbu ki sezen bile sürülmek istememişti..

şimdi bu hikayeye bir son bulmam lazım ya işte o söyledi sonunu; 


29.06.09 Kuzu'dan :)


beyaz zemindeki kırmızı ruj lekesinden gelen edit; 


"yok olmaz erken daha, biraz geç kalın ne olur, hiç hazır değilim henüz"


iğneden geçen iplik inceliği



tam bu yazıyı yazarken aklıma "ayva çiçek açmış yaz mı gelecek" türküsü geldi. işin garip tarafı yaz geleli baya olmuş ve ben bunun farkına yeni varıyorum. ama hakkaten ayvaların çiçek açmasıyla birlikte devreye giren bir sistem gibi. ayvalar çiçek açtı anlıcanız, hooopp yaz geldi yaz..!

bu yazının tabiki yaz ile alakası olmıcak, gelip geçici bir heves için yazmıcam yani. fotoğrafdan bahsedicem biraz. fotoğraf çeşitli duraklara uğramadan giden bir otobüs gibi. sadece içinden almak isteyenler için çekilmiş gibi. yapan yapmış orası ayrı; ama denizin içinden çekilen olta gibi ne çıkacağı belli değil. bir açıdan bütünlük ve içtenlik barındıran bir yandan da "sana ne lan.!" der gibi. asıl önemli olan önde duran ve birbirine dikilmiş meyvelerin tam zıttının arkalarında olması. bence asıl önemli olan ince detay bu, ya da bu olması gerek...

düşünmek bu sanırım, uygulamak ise iki paragraf üstte..!

orgla klanet çalan dürzüden gelen edit; bim'de satılan muhteşem ürünlere "göbeği ata ata uludağ limonata" yı ekleyen bankacı ya en derin sevgilerimle...

bu dünyadan olmayan sezen aksu için gelen edit; yazmasın, söylemesin artık! çok dokunuyor, kanatıyor artık... (bkz: kurşuni renkler)

sebeb-i telif vol:8


>>> geçenlerde şunu merak ettim; neden ev yemekleri yapan yerler diğer lokantalara göre daha pahalı oluyor? yani onlar ev yemeği yapıyor daha ucuz olması gerekmez mi? valla bununla alakalı bir şey yapılmalı, yasa filan çıkarılmalı bence, ne biliyim ev yemekleri yasası filan onun gibi bişiii...

>>> sebeb-i telif yazmakta geciktiğimi fark ediyorum. bu edişler sırasında hayatımdaki değişiklikleride sırasıyla yazmam gerektiği konusu irdeler oluyor beyinciğimi. anam kuzum bu ne iş, bu nasıl bir ilintidir ki beni benden etmekte. neyse artık değişiklikleri daha sık yazmam gerektiğine karar verdim. haydi hayırlısı...

>>> tebdil-i mekanda ferahlık vardır mantığını benimsemiş bir bedene büründüm. aldım pılımı pırtımı çektim gittim bende. öyle bir yandım ki, öyle bir tensel renge büründüm ki bu değişikilik sırasında gören noldu sana filan diyor. cevap açık sevdiğim işi yapıyorum! mutluyum anlıcanız, yumurta kırarken tavaya düşen o küçük yumurta kabuğuyum ben, öyle kolay çıkmam o tavadan...

>>> tatil olayları rafa kalktı bu arada, yurtdışı hayalleri sanırım kışa erteleniyor. ama kim bilir bir abd yapar geliriz, özledim keratayı. öpücem yanaklarından falan, filan. tabi bu benim için geçerli. uefa avrupa ligi (eski adıyla uefa cup) kuraları çekilsinde ilk maç fransa'da olsunda bende tatilimi orada yaparken gidiyim diyenler tanıyorum. hıhhh diyorum onlara. hıhhhh...

>>> şu apartmandan gelen yemek kokuları konusunda nefsime hakim olamama durumları yaşıyorum. yorgun argın eve gelmişim, mis gibinnn yemek kokuyor. ulan insaf be ne bu böyle yaa, allah'tan korkun bire. bu da can di mi..?

>>> efendim gelelim fotoğrafa; bildiğiniz yumurta. hani öyle bez, plastik filan değil. güzel bir çalışma, tebrik ediyoruz kendisini. haa unutmadan fotoğrafın üzerine tıklayınca mandallara dikkat edin. şarıl şarıl yağ akıyor...


özlediğimiz güzel insan için gelen edit; ben olsaydım o elbiselerden birini giyer; boy aynasının karşısına geçer, saçımı arkadan toplar, güneş gözlüklerini takar ve evet budur abi derdim. haa illa bir yere kaldıracaksan bence yine her gece salona koy, nasıl olsa sabah geri alırsın; ama denediğin kalsın. çünkü çoooook yakıştı..!

kabak kızartmasından gelen edit; apartmana öyle bir koku yayılmış ki; valla inadına yapmış gibi oldu :) ohhh kalorime değsin...


borç parayla kiralık katil !..


sipariş verilmiş sadece yemekti,
çoktandır hasret kalınan bir akşam yemeğinde.
masaya gelen siparişler bir bir soğurken adam kadına sordu;
yemicek misin?


çağırdığı asansörü beklediği kadar bekledi kadın,
hep elleri dolu gelen adamı.
sürekli gülücükler dağıtan adamı vurdu kadın,
tuttuğu kiralık katilin parası ise adamın!

tanrı'yla yazı tura oynamak...


anlamıyorum...

yani inanılan şey tanrı mı,  yoksa para mı?

hangi ülkenin olursa olsun her zaman o ülkeden daha fazla konuşulan o ülkenin parası olmuştur. insanları ülkesinin bayrağını, liderlerinin resimlerini sürekli cebinde taşır. mesela amerika dediğinizde aklınıza dolar ($)  gelir. avrupa diyince ise euro. (€)

şimdi soruyorum ey amerika; neden bu ahvali  sağlam bir kazığa bağlarmışcasına böyle bir yazı yazarsın ki?
nedir bu, ilahileştirmeye çalışılmış bir devrim tekerleği mi? çevirelim diye elimize verdiğin...

öyle ise kalsın efendim, almayalım biz..!


dear visitor

wondering why a benefit on top of the issues "in god we trus" is written.
so this is a legitimation?
i think it is absolutely not ..!

açık kalan gömlek düğmesinden gelen edit: frikik öyle değil böyle verilir..!

kornişli saatler ve kavanozdaki kurabiye...


valla nerden çıktı bunu yazma hevesi anlamış değilim. sadece bir şeyler yazıp sitede yayınlamak için yapıyorum bu sefer. bir aslına rücu olsa gerek!

hiçbir amacı yok, ne bir fikri ne de bir zikri var. sadece fotoğrafın güzelliğimden olsa gerek bir hisse kapılma olgusu sanırım. bu sefer mazur görün, itiraf ediyorum yorgunum.

bari bu yazıyı bir şiirle bitirelim. 
kadın erkek savaşı üzerine. yine, yeni, yeniden...

sadece bronzlaşmak için havuza gelen kadın,
güneş kremini adama sürdürür.
bunu yaparken kadına gölge yapan adam,
sürdüğü kremi kendi elleri ile öldürür...


terleyen enseye giden elden gelen edit: radyonun yanında otururken mesaj gelince dıt dıt dıt diye bir ses olur ve sancılı bir bekleyiş oluyor ya, işte bunu seviyorum...

ilk basamakta savaş, ilk basamakta aşk...



önünde duran merdivenin ilk basamağında kadın, 
peşinden gelen adam için attı ilk adımı.
öyle içten ve saf başladı ki aralarındaki savaş,
daha ilk adımdan uzaklaştığını anlamadı kadın;
halbu ki çoktan bitmişti o büyük savaş!


paris'e giderken alınacaklar...


uyuyamıyorum son zamanlarda, bir terslik var sanki; bir yerlerde olmamış henüz kopmamış bir fırtınayı bekliyor gibiyim. kafayı dağıtmak için paris'e gitmek istemek bile sanıldığından daha karmaşık! koçaman bir korada herbiri aynı notayı çalarken elindeki entrumanı bırakmış onları dinleyen bir müzisyen edasıyla bakıyorum artık insanlara. acaba şimdi ne yapacaklar der gibi. sebepsiz, rücu halinde...

kıntıları paylaşmak üzerine konuştum geçen bi dostla, anlattı dinledim. sesindeki tedirginlik o kadar içtendi ki sanki; "söylüyorum ama sakın aciz olduğumu sanma! ben bunlar gibi daha neler devirdim şu yaşıma kadar..." der gibiydi. 

gibiydi diyorum fark ettiyseniz. görmedim çünkü yüzünü. 
ne olduğunu bilmeme rağmen bimemezlikten geldim, suçluyum kabul ediyorum.

en azından kaza mahallinde; "112 acil'in numarası neydi?" diye haykıran kızdan daha masum değilim onu biliyorum...


vitrindeki manzaralar...


düşünüyorum, diyelim ki kahve içmek istediniz ve bir hahve söylediniz oturduğunuz kafeye...

şimdi sizin kahve falınızı yapan çalışan mı belirlicek yoksa makine mi ? (malum artık makinelerle yapılıyor)

yani eğer  sizin falınızsa ve siz içecekseniz o kahveyi bence sizin yapmanız lazım, yani umut edeceğiniz belki  de günlerce bekleyeceğiniz  bir olayı başkasının kaderine terk edemezsiniz sanırım...

yanlış mıyım?

neyse fotoğrafa dönelim biz; o an balkonda oturmuş elimde makine dışarıyı seyrediyorum. birden bu iki genç geldi...
alt tarafta duran bayan balkon demirinin üstünde durmuş, yan taraftaki vitrini seyrediyor. yeni kıyafetler gelmiş, beğenmekle meşgul...

çapkın, seksepalite düşkünü erkeğimiz bu fırsattan istifade bayan arkadaşımızın kıçına doğru eğilmiş onu seyretmekte. belli ki o vitrine de yeni ürünler gelmiş. 

hani fonda kalan güzel manzara olmasa hakkaten çok ağır konuşurdum ama neyse...


dear visitor;
this time i was talking about people's destiny, whether it affects you or someone else?
i was curious about it, same as the birds ...


içgüdüsel savaşların algoritması

acaba hayatta kaç kişi eline kalemi ayıp gördüğünü çizme yetisine sahiptir? 
sanırım çok az...

fotoğraf  italya, bologna'dan. karşısında durduğu çeşmeyi küçük not defterine çizen bu genç, kulağındaki müziğin aheginden olsa gerek birebir aktarıyor çeşmeyi o bembeyaz kağıda!

şimdi düşünelim; olası bir hayalde başvurulması gereken insan bu genç midir;
yoksa o dinlediği müzik mi?
bence her ikisi de değil, başvurulması gereken o çeşmedir, tıpkı görülen hayal gibi...


for visitors;

photos from italy (bologna).

sahnedekine göre...



bir erkeğin gözüyle kadının tanımı, 
kasım ayılarında açan güneşin bedeni ısıtması gibidir; 
tam anlamıyla yetmeyen, açık bırakan bir yanını.

akılda kalan her yanılgıyı destansı bir havada sergiledi kadın,
öyle ki herkes ayakta alkışladı erkeği.
övgüye mashar olan kadın,
sonunda terk eyledi erkeği... 


sarısından ayrılmayan yumurta akından gelen edit: 

pazar çantasının tribal yalnızlığı


kaynayan çaydanlığın ucundan atlamaya çalışan su gibi geldim bu sefer. bütün gücünü yanan ateşten alan, ödenmeyen doğalgaz faturasından muzdarip bir şekilde geldim...

susam sokağı sakinleri için yapılan kermese katıldım geçen, görseniz ne kadar yardıma muhtaç durumdalar.  hepsi birbirinden acayip, gıcı gıcı durumda. yakasına kırmızı kurdela takılmış ilkokul veledinin yaşadığı utangaçlık gibi biraz, sanırım filozofik bir olgu olsa gerek.

dikkat ettiğim bir kadınsal tavrı sezdim efendim. yani aslında hep sezerim bunu ama söylemek bu güne nasipmiş. kadınların alışveriş yapma olgusu ve bunu meşrulaştırma girişimlerinden bahsediyorum. normalde sahip oldukları bir hödöyü nasıl olurda sahip olmadığını gösterip onu alabiliyorlar anlamış değilim. 

- ben alışverişe çıkıcam hayatım.
- sevgilim zaten bir sürü şeyin var daha ne alıcaksın ki ?
- aşkım saçmalama ya giyecek hiçbir şeyim yok!

işte can alıcı kelime; "giyecek hiçbir şeyim yok!

tamam olmasa anlarım; ancak bunu meşrulaştırma kelimesi bu olmasın bari. ha anlamadığım diğer bir nokta her daim bu bahanenin kullanılması. başka bir şey bul, onu söyle, onunla kandır erkeği...

sanırım bunu anlatmak sadece akıllara mıhlanmış düşüncenin iştirakına sebep olur. 
oldu bile...


boş akbil sesinin kulak tırmalayan mırıltısından gelen edit: bu alışveriş çılgınlığı sanırım insanoğlunun yaşama belirtisi, yoksa nasıl olurda buna karşı koyarız diye düşünenler çıkardı!