telsizden gelen anons ve tırsmak üzerine


"kıç kaşıma dönemlerini yaşadığımız şu günlerde, cukkaya geçen mariz miktarında gözle görülür bir artış yaşandı. turnikeli kapılar önü bekleyişler ve beyaz borsa uygulamasında raicin belirlenmesi bu durumu tetikledi. temennimiz önümüzdeki günlerde de bu şekilde yaşanması." ama...

şimdi bu ama'dan sonra anlatılacaklarım tamamen bir sakinlik, hololuu adalarında bir dinlinlik gösterisidir. ola ki bir karşı koyuş varsa size karşı, bu sizin yapınızla doğru orantılıdır. "açık konuşsana olumm" diyeleri buradan gördüğüm için hemen açıklayayım;

efendim insanoğlu hayatını idame ettirebilmek için bir iş ile iştigah eder.
bu iştigal;
ister masa başı (bkz: bankacılık)  
isterse de ayaküstü olsun (bkz: beyaz borsacılık) 
verilecek residance kirası ile alakalı  olabilir. (bkz: bey palace)

bu oluşlar sırasında karşısına bazı engeller çıkması da kuvvetle muhtemeldir. ha aşılır mı bu engeller? aşılır. aşılır ama bu birazda onun hayat tecrübesine ve telefon defterindeki kişilerin meslek grupları ile alakalıdır.

şimdi gelelim buraya kadar ki hayat dersimizden çıkaracağımız sonuçlara...

mirim, bu polis dediğimiz karakterler kendilerini üniformalara bürünmüş batman'ın yaveri robin mi zannediyor??? şahsen umrumda değiller, çokta fifi; fakat götleri çalan bir telefonla atacaksa ve az önceki kalkık göt hemencecik inecekse hiç yapmasınlar. o üniformadaki türk bayrağına yazık. neymiş; yoksa eğer içinde bir cesaret pırıltısı, yapmıcaksın aslanım..!

karakter yoksunları sizi, muşmula suratlılar..!
çok kasmayın siz, anlayan anladı..

bir telefonla 3-5 iti muma çeviren hamza abi için gelen edit: ama abi biz onu 2 kere uyardık yaa!!!

benden gelen edit:  abin yesin sizi, ben şöyle kenarda iniyim..

artık olmayacaklar listesi #2


zaten yoktu da artık hiç olmayacak sanırım..

insanoğlunun doğasında var sanırım bu; geceleri uyumak yani. malumunuz doğduğumuzdan beri hep gündüzleri çalışıp sabahları uyuduk. normal olarak bu da bünyemize işledi. tabiki tıbbi bir açıklaması olacaktır bunun ama iş dolayısı ile bunu değiştirmek sanırım bünyede farklı hasarlara sebeiyet veriyor. en azından ben bunu görüyorum..

26 sene olmuş gece uyalı, az ya da çok. sorun uyumakta da değil haa, zaten sevmem uyumayı; ama bir kere işlemiş bünyeye farklı bir şekilde insanı deli ediyor. gündüz zaten 3-4 saatten fazla uyuyamıyorsunuz. güneş tepede; kaldı ki psikolojiniz buna elverişli değil. ne kadar isteseniz de uyuyamıyorsunuz!

bunun için bir çalışma yapılmasını talep ediyorum. araştırsını birileri bunu. gündüz uyumaya başlasaydık, gece nasıl olurdu? tabi bunun yaşayanlarda var, orası ayrı. şu sürekli gündüzü yaşayan dımbıllar. onlara da sorabilirler. ben unuttum şimdi neresi olduğunu...

unutmadan lan. bunun niye anlattın derseniz; artık gündüzleri uyuyorum.

çalışıyor muyum peki?

size ne..

tiyatro perdesinden gelen edit: sabırsızlıkla bekliyoruz..!

mahalle sütçüsünü inekle aldatmak


anam, yavrum, bidenemli dakikalar var aklımın bir köşesinde. buda onlardan biri olsa gerek...

hanım kızımız masumiyetin en şehvetli dakikalarında, hiç olmadık iştahlara bürünmüş. hani evde yalnız olsak, hiç kimseler olmasa yanımızda yap diyivericem. ama nedir bu işgal, nedir bu fethediş gönülleri???

ciciler içindeki celfinizmiz* semizlik ve kıştan beri besili ineğimizin altına yatıvermiş, aklına çocukluk anıları gelmişcesine sömürmekte ineği. tamam belki canı çekti, belki hiç olmadığı kadar istedi bunu ancak; biz ona neler verdikte almadı. tontoşum benim...

yok anam yok, fantazi dedikte bu kadar demedik. sen tut koskoca ineğin altına yat, em memelerini, em memelerini ?!? ayıp denen bişey var.

neyse ben kendisine bu durumdan ne kadar rahatsız olduğumuzu belirten bir tezhip ileticem. artık neremden emerse..

sırıtan edit: diğer meme boş kalmış gitsem mi acaba???

*: halk arasında gencecik, tazecik hanım kızlara verilen isim.

sebeb-i telif vol: 11

bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır;
hededir, hödödür..!


>>> bir önceki girdide bahsettim diye yazmıyorum bunları. saat 4:27 oldu diye de değil ayrıca. unutmadan ben elimde kavalı dolaşıp duran bir seyyah filan da değilim! artık zamanı gelmiştir perdeyi açmanın; söylemenin zamanı gelmiştir gerçeği..

>>> "rem" dinliyorum bunları yazarken ve her seferinde ne kadar saçma olduğunu bildiğim bu şarkıya bir kere daha hayran kalıyorum. lanetliyorum evreni, serinlik geliyor bir yerden susuyorum!

>>> döndüm hatıraların en koyu olduğu ayazı kulak kesen memleketimden. bu sefer hiç olmadığı kadar mis geldi kokusu. köyden olsa gerek bir iştah açtı bünyemde. yemek babında değil haa, özlemek hakkında. yeni bir kitap yazdım, arıyorum birisini bastırmak için. yalan söylüyorum her seferinde, kıs kıs gülüyorum.

>>> hiç bu kadar yakın olmadı gerçek sanırım bana. belki de ben hiç bu kadar koz vermedim kaderin eline. nedense bu sefer elimde kağıt olmamasına rağmen giriyorum ihaleye. neyime güveniyorum bilmiyorum. ya batarım ya da çıkarım gibime geliyor. ve ben biliyorum ki; eğer bir şey benim gibime geliyorsa hiçte iyi bir salık verilmemiştir bu en şerefli erkana...

>>> sırtımı dayayacak biri lazım aslında bana. derdimi dinleyecek değil, dert yaratmayacak. taksimin göbeğinde duyduğu ik klasik jazz senfonisinde benimle dans edecek biri. yanında geçtiğimiz bahçeden elma çalacak, yıkamadan yiyecek biri.

>>> en acısını artık daha iyi anlıyorum. uyandığımda yanımda olan bütün kadınlardan tiksiniyorum. defalarca sigarayı bırakmış biriyim sanki, her seferinde tekrar başlıyorum!!! bildiğin tiksiniyorum..

>>> öyle sancılı bir adet ki bu, sıcak su torbasıyla bile geçmez sanırım. utanmasan ağlayıp zırlıcam.

>>> bak yine yaptım; kendimi kandırdım. hiç utanmadım ki; hem de hiç. bir kere bile demedim ben yapamam! yaptım hemde en manyağını. yine yapıyorum; tek odada 10 kişiyle vals yapıyorom!

>>> büyükten küçüğe geçiş devresi var şimdi. 3+1'den 1+1'e geçiş. sepet sallıcam artık bakkala. santrali arayıp çişim geldi dicem. yapıcam sonra, gelip sifonu çekin dicem. (bkz: yeni bir eve taşınmak)

>>> siz hiç deli gibi sarhoş olmuş, oturduğu masaya 500 tl üzerinde hesap bırakmış ve bunun iki katını koluna taktığı bir rus orospusuna vermiş birine; "buyrun efendim burada sevişin!" dediniz mi? ben diyorum işte. bakmayın öyle şaşkın şaşkın. karnımı doyuruyorum!

>>> hiç anadolu yakasında geçesim yok biliyor musun? sana diyorum sana. hiç hemde hiç. dikkatinizi çekerim, tekil konuştum!

>>> "yok olmaz erken daha, biraz geç kalın ne olur. hiç hazır değilim henüz..."

olmadık zamanda gelen edit; "imtihan içinde imtihan vardır. derlen toplanda ufak bir imtihana satma kendini"  Hz. Mevlana

dilden düşmeyen edit; "uyan ey gözlerim, gafletten uyan.." Sultan III. Murat Han

sabahlayınca gelen baş ağrısı ve yaş işler


uzun süre uyumadığımda ya da uyumam gereken geceleri uyanık kalıp sabahladığımda yaşadığım o baş ağrısı..

dişçi koltuğunda geçirilmiş uzun saatlere eş değer sanırım (geçirdiğimden değil haa)
aklım fikrim gidiyor, mantıklı düşünme ortalamam azalıyor; göz bebeklerimin içi yanıyor. hele o göz altı torbalarımın şimesi yok mu !?!..

artık bunlara alışmam gerektiği fikrine kapılıyorum. geceleri salık verilmiş her türlü rivayete yoksunluk belirtisi gösteriyorum. bu yoksunluğu da kendimde görmeye başlarsam işte o zaman işim yaş!

bu arada yeni bir sebeb-i telif yazma vakti gelmişte geçiyor. çok önemli şeyler yaşadığımdan değil, sadece böyle olması lazım'''

karın doyuran edit: balla-petekli, karpuzlu-reçelli, ıspanaklı-börekli elleri dopdolu gelen bankacıya en derin sevgilerimle. numaratöründe numaran az, verdiğin krediler sağlam olsun innnşallahhh :)

gandhi'den öğüt alan dallama kardeş


hz google ile başlayalım söze; evvelki gün mahatma gandhi'nin doğum günüydü. ee hz. google'da boş durur mu hemen kutlayı vermiş logosuyla. ne diyim valla helal olsun ?!?

ayrıca cocuklara verecek bir öğüt var aklımda; abinize dikkat edin. ilk başta iyi gelirken tadı gitgide ekşimeye başlar. ha hepsi için mi geçerli? tabiki de hayır ama yine de ben söylemek istedim..

yağmurlu bir köy gününden gelen edit:; neydi o çevizli ekmekler, neydi o tadından yenmeyen meyveler, neydi o hava, mısır unundan yapılmış peynirli tava !!!

pembe gözükler arkasındaki ilginç protesto


ahanda bu ciciler ukraynalı genelev çalışanları. hemde ssk + yol + yemek + primle çalışıyorlarmış.

günün birinde elin oğlu gelmiş bunların işine keser atmaya başlamış, bu hanım ablalarımızda çareyi grev yapmakta bulmuşlar. yani hakları tabiki dicek lafım yok ama; kardeşim genelevinde grevi mi olurmuş demeden geçemiyor insan ?!?..

kendilerini canı gönülden destekliyorum, hepsinin arkasındayım*** hiç endişeleri olmasın hanım kızlarımızın, ben oldukça arkalarında sırtları yere gelmez.

yalnız anlamadığım bir konu var? kızlarınız o dipdiri vücutlarıyla nasıl bir grev yaptıklarını merak ettim??? neyden kısıyolar acaba, neyi az kullandırıyolar???

neyse destelemek boynumuzun borcu, arkalarındayız...

masa altına sümük yapıştırma gibi bişey


gece vakit (saat: 01:31) nereden geldi bu yazacakalarım aklıma bilmiyorum. o yüzden dikkat etmek lazım söylediklerime, fazla cekmemek lazım fişini. malum bozulur makine !?!

kimi insan eline aldığı kalemle çizer hayatını, kimi bekler kendi çizilsin diye. bir emek harcamıyor değildir tabiki, eğer onu yapmıyorsa şuan bunu okuyanlar lafım size değil. olmaması da lazım hatta. ne gerek var bunlara sizin için, siz dolapta duran soğuk suyu için. eğer doldurduysam tabi..!

onu diyorum işte. eğer bazı hayalleriniz varsa; bunların başında bir devinime peydah olmak, "öyle an gelir ki bunların hepsi bir anda düzelir", "hepsi hiç olmadık zamanda bir anda gerçekleşir" dediğiniz durumlar var ise anahtarınızı alıp yukarı çıkın odanız hazır???

çok ciddiyim ben, ben o kadar ciddiyim ki hemde sizlerin hayallerinizde görmediklerinizi, göremiceklerinizi size söylerim. heee şımarığım. kendimi beğenmişim hatta. bırakın allahınızı severseniz yaa. kendi yolunuzu çizmiş, herşeyiniz güzel gideken ben senin yolunu da çizicem, gel bakalım buraya tripleri bozar bizi. sizi de bozar ama; neyse...

dediğim gibi koçlar, siz biraz sirkelenin bakalım, biz şöyle yerimize geçelim. geçelim ki dağılmasın saçlar, saçaklar !?!

uzun bar koltuğundan gelen edit: eğer saat gece 02.00 olmuşsa hiç durmayın yatın. tiksiniyorum sizden..!

şehirlerarası otobüs fantezileri


biraz ayrı kaldım kusura bakılmaya. bayram tatili malumunuz, memleket ziyareti, aile hasreti giderme politikası, damacana su siparişleri vs. bunlar aslında insanı hayata bağlayan diyaloglar amma velakin nerede o eski bayramlar..!

olay aslında bu da değil. ben şu şehirlerarası otobüs yolculuklarında kaldım. bakın bu her zaman olan bir durum değil, zaman zaman olan bir olay da değil. sadece o gün ki şansınıza bağlı. eğer şansınız iyi ise yanınıza oturan dımbık -dımbık diyorum çünkü öyleler- size rahat bir yolculuk yaşatır. aynen insanla yatağa girmek gibi; ne kadar tecrübeli ve kendinden emin ise insan ise o kadar rahat ettirir. bindiğin at gibi, rahat gidersin yani..

neyse geliyorum memleketten ismi lazım değil bir otobüs firması ile, koltuk orta sıraların biraz arka tarafları. hatta dur tam adresi veriyim; 38 numero! neyse her zaman ki gibi senelerin verdiği tecrübeye istinaden oturdum koltuğuma -ki cam tarafı olup olmaması sorun değil- başladım sakin yolculuğumun ilk dakikalarına.

yanımda oturan -dikkat: oturma kelimesi sadece normal insanların yaptığı eylem olduğu için söyledim, bildiğin lafın gelişi- öküz tek kişilik koltuğa bir yayılmış, sanırsın kendi evinde yeni aldığı tv koltuğunda oturuyor. ulan insan biraz toplanır, biraz kişilik sahibi olur! yok anam yok, kimsede saygı kalmamış, yok olmuş vesselam...

artık özel arabamı alana kadar gitmeme kararı aldım memlekete. ben giderim adım kalır otobüslerde sonra; çekemem çalı, çırpıyı ?!?

pis edit: hepsini geçtim birde ayladır uyumamış öküz gibi böğürmez mi..! suratına kusuyum suratın...

yıkanmış yastık kılıfının mis kokulu hikayesi


aklıma gelmişten anlatıyım diyorum. hep böyle oluyor gerçi ama...

şu yatağa yattıktan 2-3 saniye sonraki rahatlık hissi. nasıl bir tekdüzeliğin algoritması bu anlamış değilim. bütün günün yorgunluğundan mıdır yoksa hepsinden fazla bir iştirake gark olma mıdır bilmiyorum sanırım herkeste var bu his. başınızı yastığa koyduktan sonra başlıyor zannımca. bu diğer rahatlıklar gibi değil. mesela; saatlerce güzel bir bayanın arkasında o mağaza senin şu mango benim gezdikten sonra o çok beğendiği elbiseyi denerken orada bulduğunuz puf koltuklara oturduğunuzda yaşadığınız gibi değil en azından... öyle olsa bütün erkekler bilirdi sanırım. (bkz: kızların mango tutkusu)

kola takılan çakma bir luis vieton çanta kadar değeri yok aslında, olmamalıda kanımca. şöyle ki; bir bayana sorduğunda "bundan sende vardı sanki ben öyle hatırlıyorum?" cevap hiçbir zaman gecikmez, emin olun gecikmez..! cevap kesin ve nettir; "yok hayatım yanlışın var. sen diğeri ile karıştırıyosun!" ulan benim bir şey karıştırdığım yok, düpedüz yalan söylüyorsun !?! aynısının 4 rengi var sende!

neyse konu dağıldı yine; o rahatlıktan bahsediyordum. dağıttınız ulan konuyu...

yakında yolları dörtlücek bankacı için gelen edit: yahu nasıl oluyorda o kadar çok yiyebiliyorsun? haa gelirken de biberli ekmekle, içli köfte rici edicem mümkünse. yanında da polca nar ekşisi, salataya neyin koyyoz biliyon mu?

öyle bir e mail düşünün ki...


geçmişten haber veren bir haberci. evet geçmişten haber veren!

bu site çok basit mantıkla; sizin bugün yazdığınız bir maili en az 30 gün, en çokta 30 yıl sonra size gönderiyor.
şimdi diceksiniz ki bunun ne anlamı var?

o zaman şöyle düşünelim; 2 sene önce bugün ne yapıyordunuz? hadi iki seneyi geçtim 1 sene önce?
tamam belki bu durum bazılarımız için çok önemli bir konu olmayabilir fakat her insan çoğu zaman eskiyi hatırladığında az da olsa bir sevinç yaşar. bunu inkar eden fatihtir, ürektir! yalan mı?

site çok basit bir mantıkla çalışmakta.
ilk önce mail adresinizi yazıyorsunuz, daha sonra bu mailinin konusunu ve daha sonrada istediğiniz her şeyi..
bundan sonraki süreç istediğiniz tarih. yukarıda da dediğim gibi an az 30 gün, en çok ta 30 yıl sonrası istediğiniz bir gün. kullanıcıları genellikle kendi doğum günlerini seçiyor.
ha bu demek değil ki sadece kendi mailinize gönderebilirsiniz. isterseniz kişiye, sevdiğinize ya da çok değerli bir arkadaşınızada gönderebilirsiniz..

mesela ben; geçenlerde bilmem kaç sayfalık bir mail yazdım. şuan ki hayatımın, yaşadıklarım, arkadaşlarım vs. hatta yazarken ki güncel olaylardan da bahsettim. günün haberleri, doların ve euronun fiyatı bile. işin güzel tarafı ne biliyor musunuz? bu mail ban 25 yıl sonra gelecek !..
garip geldi di mi? gelmesin efendim gelmesin. girin ve aklınızda ne varsa şuan ne hissediyorsanız yazın. yazın ki her zaman uçan kelimeler yerine, aklınıza mıh gibi çakılan yazılar kalsın.!

burayı tıklayınca yollayabilirsiniz. çekinmeyin tıklayın...

yağmurlu bir italya gününde...


italya'nın dar sokaklarından birinde hafif ıslanmış ceketini sirkelerken cebinde sallanan bir şey fark etti. halbuki cebine bir şey koymamıştı, boştu cebi! ne olduğunu merak etti, elini ceketinin içine attı. bir kağıt parçası, ufak hafif ıslanmış üzerinde bir kaç numara yazılı bir kağıt parçası. ıslandığından birkaç numaranın mürekkebi akmış, okunmuyor fazla.
neydi diye düşündü bir süre; hatırlayamadı!

hiç kimseden numara almamıştı, kimseye de numarasını vermemişti oysaki. ceketini sirkelemeyi bırakmış, havanın soğukluğuna aldırmadan devam etti bu numaralarının ne olduğuna. kimin di bu telefon numarası?
üşümüştü artık; ama hala merak ediyordu kimin numarası olduğunu...

hem dinlenmek hem de biraz ısınmak için karşı sokaktaki küçük italyan cafesine doğru yürüdü. küçücük, şirin bir cafeydi. italya'daki diğer bütün cafeler gibi. cam kenarında bir yere oturdu her zaman ki gibi! bir kahve söyledi, az şekerli. yine her zaman ki gibi. ceketini cafede yanan küçük şöminenin karşısına koydu. ne de olsa giyecekti tekrardan.

tekrar düşünmeye başladı. kimindi bu numara? hayır kendi el yazısı da değildi. eğer birinden aldı ise neden şimdiye kadar görmemişti ya da aramamıştı. son bir kaç gündür kimseyle de tanışmamıştı hatta. birinden numara alması için bir ortamda olmamıştı. kahvesi geldi bu arada. saçını üstten tutturduğu tokasını açtı birden, şu küçük kıskaçlı olanlardan. parmağındaki yüzüğü de çıkarttı koydu masaya. nedenini bilmeden yaptı hepsini...

italya'ya geleli 3,5 sene olmuştu. son 1,5 senedir de italyancasını geliştirmişti. teşekkür etti cafenin sahibi orta yaşlı bayana; ringrezimenti! neden sevdiğini düşündü bu kısacık anda italya'yı, bulamadı, bulduramadı!

birden aramak geldi aklına kağıtta yazan numarayı. cafedeki eski ahşap masanın üzerinde duran telefona doğru yürüdü. sormadı bile kadına. ahizeyi kaldırdı;

- o erkekler beni italyaya götürcek mi? italya da beni görecek mi?

+ şimdi bizim bir kiler vardı küçükken evde. hep orada bisküvi olurdu. annem saklardi bizden. dedim sebebi ne olabilir diye. meğersem hep kendi yermiş çayla filan. bir gün buldum yerini yedim de yedim... öyle işte..

- meğer kandırılmışım. doğum gününde ne istiyosun sorusu heveslendirip sonra da aynı hızla yere çarpılmam içinmiş :(

+ bak hele sen, tripte yaparmış. yesinler :)
tamam yaa alıcam sana bir hediye. söz valla ilk zirvede de vericem :)

- bende boşta bir kalp var onu versem. hem bayadır boşta, belki faydası dokunur ???

+ sıfır mı?

- el değmemiş. bildiğin sıfır yani...

+ kaça gidiyo peki? piyasayı bilemiyorum

- normalde kaskolu alırsan bunları baya pahalı. ama biz uzun süreli garanti veriyoruz. aslında piyasısı yok bunun; çünkü çok nadir bunlar. kalmadı, özel üretim diyebiliriz..

+ normalde erken kapatıyoruz ama madem doğum gününüzmüş biraz daha bekleriz. ayıralım isterseniz?

- madem tekti. bence daha iyi alıcılar çıkar. ben hakkını yemeyeyim başkalarının.

ceketini aldı şöminenin önünden. sımsıcak olmuştu; aklına senelerdir hasret duyduğu o el sıcaklığı geldi, yutkundu!
giydi ceketini, o sıcaklığı teninde de hissetti. bu sefer yutkunamadı! yağmurda dinmişti artık...

kukuletalı ve soğuk yaz akşamları


çeşitli sorular geldi ev ahalisinden; " neden olmaz peki?" bunlardan ilki ve üzerine en çok basılanıydı!

cevap bulmak için çabalamalar, bugün yaptığım mercimek çorbası, istanbul'u teslim almış yağmur hepsi içindeydi bunun. senelerdir beklediğim gevrek galetalar gibiydi sanki. uzun ve ince...
her yıkamada daha da açılan bir saç rengi olması kuvvetle muhtemeldi aslında. iskandinav ülkelerinden daha yeni gelmiş, iklimime alışmaya çalışan. çalıştıkça, çabalayan; çabaladıkça da uzaklaşan. sanki yüzme bilmeyen bir insan gibi çırpındıkça diplere batan. halbuki yüzmede biliyordu!

bilmesine biliyordu da neden hep bozuk paralara eski ve çirkin mahlukatlar gibi bakıyordu.
merak ettiğim o da değildi ayrıca; hep bir ağızdan söylenilen sezen şarkıları gibi neden hep akılda kalıyordu?
alışkanlık yapıyorsun haberin olsun! alışkanlık yapıyorsun...

sabahın altısında ateş mücadelesi


saatlerce düşünmüş ve karar vermiştim artık; kahvemi alıp yürüyecektim biraz. sabahın erken saati kimsecikler yok sokakta diye saldım çayıra kendimi. aslında kaç zamandır planlanan bir yalnızlamak libidosu birikmişti bedenimde. dışarı atılması lazımdı tez zamanda...

genelde şort giyerim yazları, dışarıda da içeride de hep rahatlık unsuru oluşturur bünyede. nedense bazıları ne çorapsız çıkabilir dışarı nede pantolonsuz. aslında bu her zaman bir tezat olur, hep biri diğerini eksik bırakır. o olmadan o olmazmış gibi gelir hep. oysaki çorabın üstüne şort giymek bir ingiliz geleneği. kısa bağcıklı ayakkabılarının içinde ekose desenli çoraplar giymiş ingilizler gelir hep akla ekose çoraplar görüldüğünde. hep onlar vardır dehrizlerde, belki de kendi iç deformasyonumuzda...

- günaydın. açıksınız öyle değil mi.
+ günaydın. evet evet buyrun.
- kahve alabilir miyim? sütlü lütfen ve olduğundan sıcak olursa sevinirim...
+ tabiki efendim hangi boy?
- grande lütfen
+ biraz beklecem izniniz olursa
- tabiki sorun değil, bekliyorum.

normalde sabahın köründe açık olmasını bile beklemediğim bir hazır kahve frençayzinginin içinde kendi ogolarımı tatmin etmek için oradaki çalışan kızdan yardım almaya başlamıştım. ne de güzel yardım etti bana bu bencillik yarışında, sabahın 6 sı olmasına rağmen !?!
yine o sese takıldı kulağım, hani şu "fuuffffşşşş" şeklinde kahvenin sütünü buharla ısıtan küçük metal çubuğa. hep bir şekilde kullanımını merak ettiğim, halbuki hiç bir özelliği bünyesinde barındırmayan bir metal parçasına. ingiliz amcaların ekose çoraplarındaki acizliğimden midir nedir bilmiyorum, bunda da bir üşüntü geldi omuzlarıma. kahvemi istememden geçen bilmem kaç dakikada sayısız çıkarımlar üreten beynim sanki; "hadi al artık şu kahveyi de gidelim" der gibiydi...

+ kahveniz hazır efendim. sütlü ve normalinden çok sıcak.
- aa teşekkür ederim. evet baya sıcakmış. neyse kolay gelsin size, iyi çalışmalar.
+ sağolun, iyi günler.

yine geç kalmıştı birisi, çoğu zaman olduğu gibi ben demiştim diyememişti.

* pardon ateşiniz var mı?
- sabah sabah, ateş!
* yok mu?
- hayır yokta, biraz erken değil mi?
* evet ama içmeden uyanamam ki ben, neyse iyi günler size.
- bi dakika bi dakika, nasıl uyanamam?
* siz mesela kahve içiyorsunuz sabahın 6 sında, bende sigara. işte bunun gibi..
- ...

soğumuştu kahve, sütün köpüğü filan da kalmamıştı...

kornişe yanlış takılmış tülden daha salak olan erkekler


türk erkeği garip kardeşim. bünyesinde barındırdığı maço erkek hayvanını bir türlü içinden çıkaramamış, bir öğünde onun için yemektedir her gün. gittikçe büyüyen bu hayvan bir yandan da dışarı çıkacağı günü iple çekmektedir...

nerden geldik buraya?

hemen anlatıyım efendim, elif şafak kişisinin kitabı aşk ile bir anıdan kaynaklarınır bu anlatacaklarım. bilindiği gibi kitabın kapağı uzun bir süre pembe renkte çıktı. belki de bu yüzden bu kadar fazla sattı, genelliklede bayanlar arasında. erkelerde okudu tabiki; ama nedense dışarıda değil, otobüste değil, parkta dahi değil!!!

sonradan baktı yayıncı kuruluş olmayacak böyle siyah kapaklısını çıkarıverdi. (bkz: çıkarıvermek) ee tabi erkek canlılarımız pembe renge karşı bakış açısını ibnelikle bütünleştirdiğinden hep bir açıklık kalır iki kapı arasında, oradan da rüzgar eser işte, ceyran, kabız yapar...

alışık değiliz efendim biz otobüste kitap okuyan insana. hele de erkek ise. horul horul uyusun bizim erkeğimiz, saçının yağıda cama sürülsün, aksın aşağıya doğru...

neyse bu ahvale uyan ama yinede elinde bir kitap olan adam oturuverdi yanıma otobüste. baktım ne okuyor diye ama kapağını göremedim. biraz dikkat ettim neymiş bu kitap diye. bir de göreverdim ki kitabın kapağında gazete kağıdı kaplı. ulan dedim noluyoruz yasaklı bir eser mi bu? sonra amcamızın sayfaları değiştirme hızının yavaşlığından sayfanın üst kısmındaki yazıyı okudum. elif şafak / aşk!!!

meğersem amcamız kitabın kapağı pembe olduğundan ve bunun göstermekten korktuğundan gazete kağıdı ile kaplamış. durdum, düşündüm dedim sanırım biz hakikaten akıllanmaz bir milletiz!!!
sanır ki idare etmekten hoşnut olunan bir ırkın sahibi, hooşştt ordan gavat. kimsin sen, kimsin ha!!!

parmaklara yeni sürülmüş ojeden gelen edit: gelmeyin bana sende erkesin neden yazdın bunları diye. dağılın lan..!

suya hasret kaldıktan sonra damacanadaki bayana ve lady diana


sudan bahsedicem bugün. ama tutup; "hayat kaynağı, ne kadar güzel di mi içellim, içirelim" şeklinde rutin bir beyanatla değil tabiki...

aklıma mahalle maçları gelir hep. koşardım deli gibi, bir de mahallenin en iyi topçusu olunca tabiki beklenileni vermek lazım. bundan mütevelli su konusunda acı anılara sahibim. koçaman bahçesi olan bir evde büyüdüm ben, içinde bilmediğim envai çeşit meyveler vardı. tabiki onları sulamak içinde bir çeşme; ama ucunda hortum takılı...

o koşmaların sonrası o kadar susardım ki, çeşmeye gidip kana kana su içmek için bir o kadar daha koşardım. buraya kadar hepsi çocukluğumun neşeli anıları anladığınız kadarı ile...
gelelim acıklı tarafına; o çeşmeye takılı bilmem kaç metrelik hortumun ucu öyle bir yere giderdi ki, onu bulmak için kafayı yerdim. uzun bir çabanın sonucunda buldum diyelim birde o hortumun içindeki ısınmış ve günlerdir bekleyen suyun akmasını beklemek varya işte o ölüm gelirdi. o su akacakta peşinden soğuk, buz gibi gelecek. bekle de gelsin !?!

şimdi bakıyorum da yukarıda dediğim gibi güzel anılar değilmiş, en azından suyu bekleme durumları __
ne vardı bize de yukarıdaki gibi hatunlar verseydi suyu, onların elinde içseydin üzerimizdeki çocuk masumiyeti kostümünü çıkarmadan !!!

5 ay taksitli edit; yine çok yedik ya! güya yavaş yavaş yicektik, şiştim ben valla..!

bilmesem yalan derim; ama biliyorum işte...


aklımdan sen geçiyodun desem ne dersin?

şahsi edit: mutlu olurum.

sebeb-i telif vol:10

bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır...
hededir, hödödür...



>>> ramazan ayından bahsetmiştim geçenlerde. hakikaten bu sene bir başka geçmekte kendileri, başka bir huşu içinde cereyen etmekte. iştirakından gurur duymaktayız, daha bir hevesle bağlanmaktayız bu hayat-ı garibaneye...

>>> artık istanbul bir düzene girmiş gibi. ne biliyim trafik olsun ya da insanlar daha bir kurallara uyarmış gibime geliyor. ha belki hep aynı istikameti veyahut hep aynı araçları kullandığımdan da olabilir bilmiyorum istanbul'u birileri rayına oturtmuş gibi. tebrik filan etmicem avuçlarına yalasınlar; ama eğer bu okulların açılmasından önce küçük bir aldatmaca ise işte o zaman çekeceğiniz var elimden ?!?

>>> bizim takım'da bir hezeyan-ı şevk gözlemekteyim. hepsinde bir aşk u şevk var. formadan mıdır, ona gark olmuş renkten mi (bkz: mor forma) bilmiyorum çoktandır görmek istediğim(z) hevas görünmekte. tribünden akan çoşkuyu ise hiç mi hiç anlatmıyorum, anlatamıyorum belki de...

>>> (bkz: nevizade geceleri)

>>> içimde bir gitme, kopma isteği var. yapar mıyım, yapabilir miyim onuda bilmiyorum. başıma dayayacak bir omuza hasretlikten de değil bu, ha olsa fena olmazlardaysam şaşkın ördek yavrusu olayım. götün götün yüzeyim... (bkz: şaşkın ördek götün götün yüzer) yukarıdaki fotoğrafı da o yüzden koydum aslında; bir plan-ı iştirak eylediğim için tabloyu icra eyledim. minnesota'da var burada florida'da, new hapmshire'da var hatta. ha bu bir kesinlik mi HAYIR! sadece tahayyül eylemek, niyet etmek belki de yatarken... olabiliritesine bakmak koca koca teleskoplarla. bakalım dediğim gibi hayırlısı, kalem 48/68 durumları anlıcanız...

>>> müslüm gürses efendiden dem vurmak lazım birazda. bu şehsiyet ü takdir- i adem hakikaten müzük konusunda kendisini aşmakta. bir başka bakmakta notalara, baba tarafının sevilmeyen halası modunda, nedense hepte akla gelmekte. geçen bir şarkısını dinlerim hatırlamıyorum adını, sezen'den söylemiş. almış başka hale sokmuş, bir şekle bürümüş; ama öyle güzel yapmış ki içimden tebrik etmek geldi. efferim lan!

>>> radyolu günlere dönemk nedir dedim eskilere? aha bu kara kutu olmasa iyi olurdu dedi içlerinden bir tanesi. dedim eee neden hala alıyordun en incesinden bir tane, neden eşşek yükü kadar para yatırıyorsun bu merede? dedi ya bu hafta kime gidiyorlar yemek yapmaya..? (bkz: yemektelermiş)

>>> anne terliği ile bakkala gitmek. (bkz: umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları)

>>> bayram yaklaşırken turhal kokuları gelir burnuma, içime çekerim elimin üzerine koyup, sarhoş ederim bünyemi. gelirken bir şey isteyen?

özkaynak maden suyundan gelen edit; sürekli içiyorlar efendim durduramıyoruz!

erkek t-shirt ü giyen kızların epik halleri



son zamanlarda baya çoğaldılar efendim bahsedeceğim kişiler. neredeyse her adımda bir tane var bunlardan, bir tane koymuşlar sanki o semtin belediyesi tarafından. erkek t-shirtü giyen kızlardan bahsediyorum, hani şu gözlerinde suratının yarısını kapatan gözlükler taşıyan saçları fönlü kızlardan. kollarına kolpa abercrombie çantaları falan filan...

yani şimdi bunları söylerken eleştirel bir tavır takındığımdan mütevellit hepsini bu kınama kampanyasına dahil etmeyeceğim; ancak sadece erkek t-shirtünün yakıştığını belirtmek istiyorum. hakikaten tutturana yakışıyor kardeşim. hepsinden öte bir devalüasyon havası hepsinde. yani; "toplayın bakıyım ortadakileri biz varız" dermişcesine cesurca, bir o kadar da hunharca..!

hepsine en içten gıdıklarımı yolluyorum buradan, ıssırarak öpüyorum hepsini...
aman da aman ne güzel olmuş o bilmem kaç beden büyük t-shirt, ne güzel fıkırdamış o kokoş güzlüklerin altına, çakma çantaların yanına ?!?

sandal'dan gelen edit; boşluğuna sarıldım, biraz daha üşüdüm...
34 k 2727'den gelen edit; tamam abi bunu alıyoruz, ne kadar bu?

çocukken borçlandığımız bakkala gidecekler listesi



küçükken anılarıma sebep olmuş her ne varsa değerini bilmediğimi şimdi anlıyorum...

bundan bahsedecek değilim, sadece aklıma geldi. bir düşünün kim bilmiştir ki, kim gençliğinde ya da büyüdüğünde onlara yer vermiştir? mesela mahalle bakkalının raflarında ne vardı? iç geçirdiğiniz çikolataların hangisine sahip oldunuz, ilk hangisini yediniz hatılar mısınız?

anlıcanız hepsine bazı şeyler borçluyuz gibime geldi. ödenir mi orasını da bilmem! şahsen içimden öle fikirler geçiriyorum, ödemek için fırsat arıyorum. olsun varsın bakalım, bulursak bir fırsatını öderiz!

şu aralar askerlik dönemini yaşayan arkadaşlarıma bakıyorum da hepsi şehr-i istanbul'da yaşamasına rağmen askerlikleride bu şehre çıkıyor. hayır seviniyorum; ama ulan bunu bir limiti varsa ve biz gidene kadar da biterse girecek sanırım kıçımıza ?!?
valla hepsi balık kasası gibi, çok ballılar...

inşallah bizim kısmette de vardır böyle bir yer. bekleyip görücez...

içli köfteden gelen edit; zara'dan yeşil kazak!

tatlı yerken vedat miror'un gelmesi


tatlılardan açılmışken konu şunu da aktarmak isterim. her ne olursa olsun hepsi birbirinden güzeller efendim. hani aşçılık deneyimlerime dayanarak söylemek isterim ki hepsi birbirinden şukelalar... (bkz: karaköy güllüoğlu)

neyse mirim biz gelelim vedat miror'a. kendisi ülkemizin en tanınmış gurmesidir. muhteşem bir bilgisi ve inanılmaz bir kültürü var efendinin. bilmem nerelere gidip yemek yemekte, akla mantığa sığmayan lezzetler denemekte. yani insan bunları nasıl olur da bu kadar muhteşem şekilde bilmekte, nasıl hepsini ortaya dökmektedir. gidilmedik yerlere adım atmakta, olmadık konulara diş geçirmektedir. pis piste gülmektedir ayrıca. para da vermeden kalkıp gitmesi cabası...

öyle işte, ramazanın bereketi vurmuşken kıyılarımıza anlatıyım dedim.

olur öyle...

eda'dan gelen edit: doğum gününde pasta almamanızın üstünden ne kadar geçti biliyor musunuz?

susamları dökülmüş ramazan pidesi



ramazan ayının iştirakından mütevellit bereketli günlere merhaba demekten mutluyu(z). hani öyle günler vardır ki eve gitmek istemez insan, kapıdan dahi girmeye tiksinir... (her ne kadar ben yaşamasam da)


hiç mi hiç eser yok bu duygudan. gitmek için çaba harcamak, otobüsten indikten sonra bile deli gibi başka otobüse koşmak, hayvan gibi sıra varken pide sırası beklemek eşgalinde iştirakler var. iyi ki de var aslında, ne güzel oluyor eve ezan okunduktan sonra girmek bile!

yaa şeyi konuştuk az önce; şu algida firmasının yaptığı aptalca kampanyalar var, kesin rastgelmişsinizdir. aptallık dizboyu, bildiğin yağsız kapı sesi. ulan 5 kontür kazanmak için 2 kontör harcayıp mesaj atıyorsun bunun da adı 5 kontör kazandın oluyor !?! neresinde bunun kazanç???

izzet yıldızhan ile bitirelim bugünde; bu zat-ı muhterem bir programında şöyle kelam etmiş;
"yavv bu fransızlar ne kadar kültürlü insanlar, 8 yaşındaki çocukları bile fransızca konuşuyor!"

kutluyoruz efendim kendisini, selametler diliyoruz.

cübbeli'den gelen edit: bak beni kötü söyletmeyin, adam gibi müzik koyun telefonunuza...

böyle buyurdu ev ahalisi


eda'yı northcamp'a götürüyorum abi, seni de istediğin yere...

nasıl insanlarsınız siz yaa, bir tatlı alıp gelmediniz. abi bildik sizi..
kaç gündür dolapta boş şey tabağı var, biriniz de çıkarıp şeyapmadınız..
yalan dolan bir kaç resim kaldı. aşk seni bulabilir de..
kabak tadı verdi bu sertap. kabağın bile bir haysiyeti var..
annem belki yarın iskenderun'a gidecek..
az daha sodaları 110 santimetrekarede patlatıyorduk yani..

sancılı süreçlerden geçerken kadın,
acısını adam çekmeye başladı.
pazardan aldığı patatesleri kadın,
erkeğin sırtında haşladı!

umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları

umut sarıkaya denen şahsiyet karikatüristtir. ha asıl işi bu değil tabi, adam gemi mühendisi...
kemik dergisinde çizdiği gıcır gıcır karikatürlerle tanınır; ki koparır, bildiğin koparır!
onu cezbeden, beni ona hayran bırakan onun mutsuzluk tanımları.
ahan da bir kaçı;


- bitmiş şampuan içine su doldurmak
- lavaboda büyük tepsi yıkamak
- yüreği pır pır eden mesaj sesinin turkcell mesajına ait olduğunu görmek
- havuz kenarında ıslanmış ayaklarla giyilen terliğin her adımda dönüp durması
- pompa hortumunun, damacananın dibindeki suya yetişememesi, elde sürahi kalakalmak
- kursun kalemi acarken ucun kırılıp kalemtrasta sıkısıp kalması
- kisin el yikarken uzun kollu giysinin kolundan su girmesi. hele giysi polarsa, hele bir de su cok soguksa
- sevgili ile konuşulan "yalnızca bir dakikanız kaldı" anonsu.
- terli vücuttan atlet sıyırmak
- nutella'yi buzdolabinda bulmak, katılaşması taş gibi olması.
- diş fırçaladıktan hemen sonra yeşil elma yemek
- üzüm yerken çiğnenmiş çekirdeklerinin dişe yapışması
- annenin yıkanan ve bitirilen ilk perdenin yanlış kornişe takıldığını söylemesi
- caycinin getirdigi cayin yanindaki şekerlerden birinin uzerine az da olsa cay dökülmüş olması

bıla bıla bıla...

Her Kadının Sahip Olması Gereken 100 Şey



1. Siyah straplez diz üstü elbise.

2. Parfüm, öyle sıradan bir parfüm değil ama, size en uygun parfümü artık mutlaka bulmuş olmalısınız. Sizinle özdeşleşen ve sizi yansıtan en güzel koku her an çantanızda olmalı...

3. Altın rengi far.

4. Portföy çanta.

5. Dantel iç çamaşırı. Kendinizi çok daha güzel hissetmenizi sağlar.

6. Stilletto. Boyunuzun biraz daha uzun olmasını sağlarken ayrıca kendinizi daha seksi hissetmenizi sağlayacaklar...

7. Yaratıcılık Defteri; Yapmak istediğiniz şeyleri, planlarınızı hayellerinizi yazacağınız, isteklerinizi gerçekleştirmek için attığınız adımları not edeceğiniz bir defteriniz mutlaka olsun. İstediğiniz seylerin ne kadar hızlı gerçekleştiğine inanamıyacaksınız.

8. Babet. Her kıyafetinizle giyebileceğiniz babetlerle bütün gün rahatça yürüyebilirsiniz. Gece dışarı çıktığınızda ise babetlerinizi çantanızda taşıyarak topuklu ayakkabılardan kurutulup geceye devam edebilirsiniz.

9. Beyaz gömlek.

10. G-string.

11. Güneş gözlüğü. Büyük çerçeveleri öneriyoruz.

12. Kalın kemer. Takılar kadar kemer de en önemli aksesuarlarınızdan biri olarak dolabınızda bulunmalı. Kazak elbiselerinizle ya da yüksek bel eteklerinizle takıldığında çok şık duruyor.


13. Converse. Farklı renkleriyle casual kıyafetlerinizin en rahat tamamlayıcısı.

14. Kaliteli bir cüzdan.

15. Siyah pantolon, mutlaka arasıra ihtiyaç duyacaksınız.

16. Tayt. Uzun t-shirt ya da kazaklarınızla farklı kombinasyonlar yaratarak hem çok rahat edin hem de saatlerce ne giyeceğinizi düşünmeyin.

17. Takım. Etek-ceketten oluşan bir takımınız bulunmalı.

18. İpek ya da dantel gecelik. Yıkaması ne kadar zor olsa da buna değer!

19. Şık bir gece elbisesi. Davet ya da kokteyllerde giyebileceğiniz en azından bir tane zarif gece elbiseniz olmalı.

20. File çorap. Küçük fileleri tercih etmenizi öneririz.

21. Süveter. Uzun kış aylarında kazak giymekten sıkıldığınızda, gömleğinizin üstüne giyeceğiniz süveterle değişiklik yapabilirsiniz...

22. Kayık yaka bluz, özellikle görünmeye değer köprücük kemikleriniz varsa...

23. Klasik kolsuz elbise. Ne çok ciddi bir hava katacak, ne de plaja gider gibi görüneceksiniz, bu ikisinin arasını bulmak istediğinizde klasik kolsuz bir elbise sizin için ideal bir seçenek olacak.

24. Blazer. Hem spor hem şık...

25. Jean etek ve şort. Özellikle yaz tatillerinde farklı kombinasyonlarla tekrar tekrar giyebilirsiniz.

26. Pamuklu pijama. Soğuk günlerde ya da hasta olduğunuzda rahat pijamalarınızı giyip yatmak kendinizi iyi hissettirecek.

27. Beyaz t-shirt. Farklı modellerde birçok beyaz t-shirt'unuz bulunmalı.

28. Dolgu topuklu ayakkabı. Uzun bacaklara sahip olurken yürümeniz de ince topuklara oranla daha rahat olacak.

29. Kumaş şort. Kışın uzun çorap ya da taytlarla birlikte giyebilirsiniz.

30. İnce mont. Mevsim geçişlerinde ne giymeniz gerektiğini bir türlü anlayamadığınız günler için...

31. Açık renk kışlık palto. Kısa sürede kirlense bile çok daha şık ve gösterişli duruyor.

32. Atkı. Sıcak tutacak ve kıyafetinize hareket kazandıracak.

33. Bere.

34. Bez çanta. Derinin ağırlığından sıkıldığınızda yaz ayları için ideal olan renkli bez çantaları kullanabilirsiniz.

35. Küçük gece çantası.

36. Bolero. Bazı elbiseler hırka yerine bolero gerektiriyor, dolabınızda bulunmasında yarar var.

37. Siyah dik yaka kazak.

38. Jartiyerli çorap. Uzun çorap giymeniz gerektiğinde ama külotlu çorap giymek istemediğiniz zamanlarda jartiyerli çoraplar çok işinize yarayacak.

39. Büyük halka küpe. Modası hiç bir zaman geçmeyecek...

40. Kolye..Uzun, kısa, mutlaka kıyafetinizi tamamlayacak kolyeleriniz olmalı.

41. Yüz ve vücut peeling, çok daha yumuşak bir cilde sahip olacaksınız.

42. Gece için elbise giymek istemediğinizde tercih edeceğiniz bir üst.

43. Deri ceket.

44. Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabı.

45. Trench Coat.

46. Pashmina.

47. Şık bir plaj çantası.

48. T-shirt elbise.

49. Kalem etek. Eğer vücudunuz müsaitse neden olmasın?

50. Biraz fazla kısa bir elbise. Renk olarak siyah olabilir ama mor, yeşil, turuncu gibi canlı renkler daha iyi olacaktır.

51. Büyük kahverengi deri çanta. Ne kadar eskirse o kadar iyi görünüyorlar.

52. Gri kapüşonlu sweatshirt.

53. Chanel'den herhangi birşey!

54. Tek taş yüzük. Kendi kendinize bir hediye neden olmasın?

55. Deri eldiven. Tehlikeli şıklık için...

56. Allık. Elmacık kemiklerinize uygulayacağınız cilt renginize uygun bir allık yüzünüze canlılık katacak.

57. Yün örgü kazak, hırka.

58. Ajanda.

59. Siyah mini elbise, hayat kurtarır!

60. Skinny jean. Ugg boots, babet, çizme, topuklu ayakkabı..hangisiyle isterseniz kombinleyebilirsiniz.

61. Şarap. En sevdiğiniz kırmızı şarabı keşfedin ve mutlaka evinizde bulundurun.

62. İyi marka bir çantanız mutlaka olmalı. Bizim önerilerimiz; Miu Miu, Marc Jacobs, Balenciega vs.

63. Bilezik, rengarenk bilezikler...Bazı kıyafetlerinizle başka hiçbir takı kullanmadan sadece renkli kalın bilezikleri aksesuar olarak kullanabilirsiniz.

64. Jean. Tabi ki dolabınızın olmazsa olmazlarından...

65. Yemek kitabı. Her gün ne yemek yapacağınızı düşünmek yerine ya da farklı tatlar denemek istediğinizde iyi bir yemek kitabına başvurabilirsiniz.

66. Kısa seyehatlarınız için küçük bir el bagajı.

67. Uzun seyehatlarınız için ise bavul takımı. Başkalarının bavullarıyla karışmaması için siyahtan uzak durmanızı tavsiye ederiz.

68. İnce kemer. Elbise üzerine ya da aksesuar olarak kullanabileceğiniz bir ayrıntı.

69. Mumlar, en sevdiğiniz renk ve kokuda mumlar...

70. Topuklara kadar uzun renkli bir elbise. Hem çok rahat hem de çok moda...

71. Şort iç çamaşırı. İçinizi gösteren pantolon ve elbiselerde...

72. Plajda giyebileceğiniz yüksek topuklu hasır terlikler.

73. Bisiklet

74. Renkli şort iç çamaşırı ile takım yapabileceğiniz gri askılı bir tişörtle size özel bir pijama takımı yaratabilirsiniz. Hem eglenceli hem seksi!

75. Boynunuza ya da bileğinize bağlayacağınız renkli ya da siyah deri ip. Farklı kolye uçlarıyla çeşitlendirebilirsiniz.

76. Siyah pantolon ceket takım, vücut tarzınıza göre ama mutlaka çok şık ve asil.

77. Mini jean elbise ama mutlaka sade...

78. Jo Malone çarşaf parfümleri.

79. Lush'tan banyo köpüğü.

80. Bir buket çiçek, her hafta kendinize bir buket çiçek alın. Evinizde sürekli taze çiçekler olması sizi çok mutlu edecek.

81. Uzun hırka. Tayt ya da elbiselerinizle giyebilirsiniz.

82. Renkli, mini bir bornoz.

83. Elde taşıyabileceğiniz büyük deri bir çanta.

84. Baktıkça içinizi açacak yağlı boya bir resim. Ressamın kim olduğu önemli değil, önemli olan resmin size hissettirdikleri.

85. Gillette Venüs, acil durumlarda imdadınıza yetişecek.

86. Tek omuz bir elbise.

87. Siyah ve beyaz atlet.

88. Vintage bir elbise.

89. Muz çorap.

90. Dudak parlatıcısı.

91. Nar çiçeği rengi ruj.

92. Siyah göz kalemi. Hiç makyaj yapmasanız bile siyah göz kaleminden vazgeçmeyin.

93. Her an çantanızda taşyabileceğiniz el kremi.

94. Cilt renginize uygun pudra.

95. Sandalet.

96. Johnson Baby Oil, duştan sonra yumuşacık bir cilt için...

97. Bikini.

98. Straplez sutyen. Straplez kıyafetlerinizle kullanabileceğiniz bir straplez sutyeniniz mutlaka olmalı.

99. Şemsiye.

100. Küçük makyaj çantası. En gerekli makyaj malzemelerinizi çantanızda rahatça taşıyabileceğiniz mini bir makyaj çantası.

17 mayıs 2000 galatasaray - arsenal maçı



fenerbahçeli bir arkadaşımın bu maç hakkındaki yorumu;

"..neyse maç bitti; hassiktir dedim, ışığı söndürdüm, yattım."


kapı tokmakları baya fazla ayrıca


şimdi bir kaç kelime yazıcam buraya;

ama sanılmasın ki anlamları yok! vardır efendim vardır.
hatta üzerimde petek dinçöz ile sevişmenin verdiği kibarlık belirtisi vardır..!


olur öyle...

kırık lambanın arkasındaki sandalye


"ben elif falanca, içimde sakladıklarımla bir kedinin karnı doyar anca."



mermer desenli hayaller


peki nerede renkler dedi kadın,
bilmediği bir soru sormuştu ilk kez erkeğe.


bugün baya iyiyim biliyor musun?

-kumandanın arkasındaki kapakta duran bant-

times suarq'deki taş heykeller

kimisine göre pop müziğin ilahı, kimisine göre bir sapık ya da aklını yitirmiş biri...

kim ne derse desin yaptığı müzikle insanları etkilemiş, bir bakıma onları peşinden sürüklemiş, hayran bırakmış. hem de öyle hayan bırakmış ki cenaze törenine şuana kadar görülmemiş bir kalabalık katıldı. törenin biletleri karaborsada satıldı...

şimdi hepsini bir kenara bırakalım hepsi michael'in annesinin sandığına gitsin.

fotoğraf michael jackson'ın ölüm haberinin times suarq'deki kocaman ekranda yayınlandığı ana ait. günde belki de milyonlarca insanın gelip geçtiği bir meydanda herkesin hayatını durduran bir ölüm. bu ölüm nasıl bir andır ki bunu duyanları taş kesmiş !!!

baktıkları ekrandan görünen yazı mı?

"michael jackson is dead..!"







sözlük sayfalarındaki barby elbisesi


şehirler arası yolculuk anıları geldi aklıma. düşünüyorum ara sıra nasıl çeşitli şeyler diye. ama daha çok aklımda kalan erkek yanına bayan - bayan yanına erkek oturamama olgusu. tamam belki türkiye şartları için zor bir durum ancak; hiç oturmuşluğum yoktur valla. ben oturdum bir seferinde diyenlerin hepsi ya kuzeniyle oturmuştur ya da en fazla izmit'ten istanbul'a gelmiştir. o da belki sınıf arkadaşıdır...

yani neden oturtulmaz bir bayanın yanına bir erkek? uçakta oturtuyorsunuz ama! hatta 9 saat havada kaldığımı bilirim yanımda gencecik bir kuzucuk vardı. valla güzelde muhabbet ettik. hiç de rahatsız olmadım. ben olmadım eminim ki o da olmamıştır; çünkü giderken "sohbetiniz için çok teşekkür ederim" demişti, rahatsız olsa demez heralde!!!

valla bu mettoyu yıksak diyorum, kampanya filan yapsak bayanların yanına erkek versinler. bayan bayana, erkek erkeğe kalksın artık. yaaa derdim bayan olayı filan değil (olsa söylerim) sadece merak ediyorum nasıl olacak...

juju'dan bir alıntıyla bitirmek isterim yazımı; "delikli boncuk yerde kalmaz..!"
anlamını merak edenler masanın üzerinde duran zilin üstüne bassın resepsiyonist gelir...

comudus'tan gelen edit: acı tecrübenin hammaddesidir!

ruhiye'den bir şiir;


aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.


sebeb-i telif vol: 9


>>> yorgunluk tanımları yapmaya başladım, belki de hayatım da ilk defa. buzdolabında duran soğuk su şişesini içip içip yerine geri koyuyorum. bomboş hem de, o kadar yani..! hani çalışmaktan olsa dinleniyim geçsin dicem ama...

>>> 25 (buraya üç nokta koyuyorum)

>>> master'ım bitti. yani bunu niçin buraya yazıyorum onu da bilmiyorum. hani üniversiteyi bitireli olmuş üç sene, şimdi master bitti, daha sonra..?

>>> şeyi düşünüyorum; yani bir insanla birlikte olmak, birini sevmek, ona bağlanmak vs. hepsi bu hayatla mı ilişkili? nedir bunun tanımı? kim koyar kurallarını? yatakata iyi olan mı daha değerli yoksa hesabı ödeyen mi? yaş hep problem midir bu filozofide? trip atmak kadınlığın şanından mıdır? bilen varsa söylesin, merak ediyorum...

>>> bu senenin benim için önemi büyüktür sanırım. daha doğrusu bu seneki ramazan ayının. doğduğum seneden sonra ilk defa ağustos ayına geldi ramazan. annem söyledi; "o kadar sıcaktı ki karnımdayken sana su yetişmiyordu!"

>>> dikkat ediyorum sehpalara. ele ele tutuşup gelen iki çiftten -ki bunların yaş ortalaması; erkeği yaşı+kızın yaşı/2= 17- hangisi şezlogun yanındaki sehpaya araba anahtarı bırakacak diye. cevap çok açık; ikisi de.

>>> mor güzeldir!

>>> sanırım okyanus kokusu almanın vakti geldi. şöyle nefesi açarsanına bir okyanusa doğru yol mu alsam acaba?


boş edit;

sütyen meselesi (savaş sosu ile)


kadınları yıldırım çarpma olasılığı erkeklerden % 76 daha fazla(ymış).
düşünüldüğünde kesinlikle mantıklı bir açıklaması vardır diyor insan, ki var (mış) zaten;
sütyenlerindeki metal parçaları...
"gel de sütyensiz dolaşma!" dedirten günlerden birindeyiz sanki...

kadın-erkek şavaşından sahnelerle bitirelim;

kabul edilmiş yenilgilerin tekrarı yaşanıyordu,
sıra beklenilen atm kuyruğunda.
kadın adamdan öc alıyordu sanki,
adamın verdiği kredi kartıyla..!


herşeyi bilen otobüsteki çocuk için gelen edit: seviyoruz seni..!

kedifelix'den gelen sağlam edit:  yok lan öle bişey, ahanda ispatı; ispat için tıkla bakalım
teşekkürler kedifelix..