bir şehir, tablolar ve organize olmuş düzen paranoyası

.

başlamadan önce bazı şeyleri açıklığa kavuşturmamız lazım aramızda. benim size anlatmak istediklerim tavsiye niteliğinde şeyler değil. öyle olması için daha farklı niteliklere sahip olmam gerektiğine inanıyorum. inanmaktan da öte, bunu şahsıma görev addetmek gibi cinsel bir dürtüye de sahip değilim. olmalı mıyım onu da bilmiyorum. tek bildiğim benim buraya yazdığım her kelimenin, her satırın aslında başka hayatlarda karşınıza çıkabilecek kapasitede şeyler olduğu. bu bir stanley kubrick senaryosu değil, paganini bestesi asla! para karşılığı yaşadığınız bir deneyimin belki de en berbat olanı. belki de değil! ama sıra buna geldiyse eğer, tam yerine geldiniz efendim.. sizi zihnimin en derin noktasındaki ücretsiz locamıza alalım!


aslında isveç'den bahsetmem lazım size, göteborg'dan. ama hafızama kazıdığım -kazımaya çalıştığım diyelim- o kadar fazla şey vardı ki, şehir hakkında anlatacak fazla bir şey kalmadı aklında. belki ağza alınmayacak kadar pis laflar hazırlamış olabilirsiniz ama -bunu haketmediğimi söylesem yalan olur- bu sefer bana güvenmenizi istiyorum. görmezden gelinebilecek ne kadar şey varsa geldim sizin için, sırf bunun için bile kasvet dolu bir şehir yerine benim istediklerimi dinlemenizi öneriyorum. çok mu şey istiyorum acaba? elbette hayır! bir nevi farklı zaman dilimlerinde aynı evreni paylaştığım insanlarsınız ve bu bizim değil varoluşumuzun suçu. ben de istemezdim size ezber bozan şeylerden bahsetmeyi ama sonuçta senaryoya sadık kalmam lazım.


bi' kere olay benim seyahat etmemden kaynaklanmıyor, burada hemfikir olmamız lazım. belki de evrende gelmiş geçmiş en az seyahat eden nesil biz olacağız. sonuçta keşfetmek değil amacımız, bir nevi okunmayan bir yazının üstünden geçmek gibi. şimdi burada size göteborg'da bunları yapmanız lazım, inanılmaz eğlenceli şeklinde cümleler kursam -ki adetim değildir- bu yaptığım sadece benden önce defalarca yazılmış bir yazının üzerinden tükenmez kalemle geçmek gibi olur. sanki bir öncekinin değerine silmeye çalışmak gibi. 

öyle bir niyetim asla olmadı, bundan sonrada olmaz sanırım. eğer olursa da buraya çıkıp bütün cesaretimle size itiraf ederim. gerçi bun ne kadar ilgilendirir eder sizi bilmiyorum ama yine de yaparım. olması gerektiği için değil, sadece bu şekilde kendimi rahatlatırım en kısa yoldan. 
amacım asla seni üzmek değildi, bunu en iyi sen biliyorsun. anlatmaya çalıştığım şey aramızda kalması için defalarca serzenişte bulunduğum iltifatların zamanla nasıl da gereksiz şeyler olduğu. sonradan anlaman için, belki de şimdi tam sırası bilmiyorum ama özel bir duygu filan değil bu. salt kinimin ürünü. kasvetli havalarda hiç sevişmedim seninle hatırlarsan, bu sanki aramızda bir kuraldı. bozmak için çaba harcasan belki alt ederdin korkularımı lakin yapmadın. tükenmiş saygımız kadar inatçılığımızdan da gitseydi keşke. keşke bunları sana söylemeden önce bir kez daha görebilseydim san severo'yu. aşkımızın şehrini, san severo'yu..




soğukkanlı olmaya çalışıyorum her seferinde. olmamam için bir sebep yok çünkü. birlikte badireler atlattığımız tonlarca kavimden arta kalan bir evreni, bizden sonraki kavimlerle paylaşmamak için. sanki bahsedilen o uzun hikayenin, tarih adında farklı dillere çevrilerek okunması durumu bu. defalarca filmlere konu olmuş, renklendirilmiş sonra, sonra somut bir hal almış gözümüzdeki gözlüklerde. algılarımızla oynadıkları kadar zihnimizle de oynadılar. bize hiç tatmadığımız egzotik meyveleri sürekli ikram etmeye kalktılar ama biz yemedik. bundan zevk aldıklarını her dile getirişlerinde bizim özgürlük anlayışımız biraz daha lanet bir boyut kazandı farklı dillerde. kölelik peydah oldu sonra, sonra biz ait olduğumuz toprakları birer birer terk ettik.


göteborg'da öyle bir yerdi sanki. içi boşaltılmış bir nazi kampını çiçeklerle bezeyip sunmuşlardı sanki bize. öyle lanet bir durumdu ki bu, öfkeme yenik düşsem herkesin içinde "lanet olsun, bu da neydi şimdi" diye bağıracaktım. hem de anlamayacakları kendi ana dilimde. bahsettiğim mekanın sanatsallığı değil aslında, bir bakıma hepimiz icraatlarımızı duran varlıklar olarak kaydettik envanterimize. bu bizi zenginleştireceği yerde fakirleştiriyordu ve elimizden gelen tek şey buna kılıf uydurmaktı, modernleşme adı altında. şehri bu şekilde değerlendirdiğimizde belki de zamanın çok ötesinde görülebilirdi ama öyle miydi gerçekten de? yani isveç bize özgürlüğümüzü geri verebilir miydi? çok ünlü şeflerin yanında yamak olarak çalışan dostum anthony, bunu şu sözlerle cevaplardı şimdi burda olsa;

- lanet olsun, hemen bi' şeyler yemem lazım!


yemek dışkının hammaddesiydi oysa ki. buna itiraz edecek kadar da kalmamıştım isveç'de. sakin ve bir o kadar da aciz üç~dört gün geçirmiştim. yürüyerek kat ettiğim o kısacık yollar, bütün şehri görmeme imkan sağlamıştı. yoksa yalan mı söylemem lazım size bilmiyorum ama göteborg bunu bile haketmiyor bence. o küçük, izbe hayatına beni bile almadıysa geri kalan bütün insanlığı içine sindirebilir artık. ki sanırım şuan bununla meşgul kendisi..


uzak ülkelerin aslında neye benzediğini düşünürken bulursanız eğer bir gün kendinizi, aklınıza isveç'i getirin. ne kadar soğuk, ne kadar lanet bir güzelliğinin olduğunu. çünkü bütün uzak ülkelerin ortak noktası..


burada kesmem lazım.


.

7 fikre tercüman olmuş:

Güneş AKDOĞAN dedi ki...

Döktürmüşsün yine :)

Entel Jurnalist dedi ki...

Güzel yazı olmuş. Ayrıca yeni kurmuş olduğum düşünce, fikir, bilim içerikli olan, okurken damarlarınızdan entellik akan tamamen bana ait özgün yazıları okumak için bloğumu ziyaret edebilirsiniz: enteljurnalist.blogspot.com

Entel Jurnalist dedi ki...

Güzel yazı olmuş. Ayrıca yeni kurmuş olduğum düşünce, fikir, bilim içerikli olan, okurken damarlarınızdan entellik akan tamamen bana ait özgün yazıları okumak için bloğumu ziyaret edebilirsiniz: enteljurnalist.blogspot.com

sagar dedi ki...

Bravo super uber hatta supergail bir yazi olmus

Yusuf Bayir dedi ki...

Güzel makale tebrikler

Ruhsuz Atmaca dedi ki...

Yazı ve fotoğraflar muazzam uyumlu :)

İclal Karaca dedi ki...

Sevgili Fareli Köyün Hayalcisi keşke daha sık yazsan.
Sevgilerimle

Yorum Gönder

hani duşa girersin de su ısınana kadar geçen süre içinde yaşadığın üşüme vardır ya?

hahh işte o anlarda aklına takılan bir yorum olsun..