haklısın! bi' tek ljubljana kalmıştı elimizde..

.


havalimanlarının şehrin ne kadar dışına yapılması gerekliliği hakkında bir iki kelam etmek lazım bu mecliste. sebepleri hakkında benim bünyeme tecelli eden birçok sebebi var. bunlardan belki de en önemlisi alandan ayrıldıktan sonra şahit olduğunuz şehir hayatı. özellikle de küçük şehirlerin havalimanları bu konuda en güzel sebep, oraya seyahat etmek için. ljubljana'da bunların en güzel örneklerinden biri işte. bindiğiniz toplu taşım araçları sizi alandan şehre o kadar güzel yollardan götürüyor ki, karşılaştığınız bütün manzaralar birazdan şehirde göreceklerinizden çok ama çok şey ifade ediyor size, bu küçük ve güzel şehir hakkında.. 


aslında uzun zamandır isteyip de yapamadığımız bir seyahatti slovenya. hem mevsim hem de maliyet olarak çok güzel bir döneme denk gelince bastık gittik ljubljana'ya. iyi ki de yapmışız.. çünkü tahmin ettiğimizden çok ama çok güzel geçti seyahatimiz. kimi zaman bizi sakinlikten bıktıran, kimi zaman yeşilden midemizin bulandığı tabiatı ile ljubljana, küçük bütçesiyle oscar alan koskoca bir şaheserdi. sanki ilelebet bize aidiyet borcu ödetmek isteyen ezeli düşmanımızdı ama; o kadar güzel garezler gark etmişti ki, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar huzur içinde ölemezdik. belki sanki biraz brüj'de.. 


böyle kapsamlı fikirlerimiz olmamalıydı bizim. insafımıza kalan bütün cinayetleri; hiçbir davaya müdahil olmayan bu şehirden alıp gitmeliydik bir an önce. hepi top kaç kelime kullanmıştık ki zaten aramızda. kimseye etmediğimiz şikayetleri, suzinak makamında bir eserde icra etmiştik. mahkumların bile bu kadar karamsarlığı yoktu yeryüzünde. nazendelerimiz belki yoksudu, belki filizlenmeyen bütün çiçekler budanmıştı yerlileri tarafından. beyaz tenlerini, kimliksiz yüzleri ve sloven cüsseleriyle hepimize benimsetmeye çalışan kaç tane insan var ki zaten ljubljana'da. 


kıyısında yürüdüğümüz bütün nehirler bile zabdedilmişti o yerliler tarafından. açtıkları bütün şarapların mantarlarına kadar ganimet sayıp, ingiliz mutfağına nazire edercesine fish & chips yapmışlardı, makul fiyatlara. mesela kim bilebilirdi ki onların bu deformasyonunu kraliyet ailesi dahil herkes tarafından takdir edileceğini. şöyle düşünün; birkaç şişe ipa sonrası bile eski tadını koruyan ve bununla övünen mekanlar var oldukça, şehri baştan aşağı sevememek isteseniz bile başaramazdınız. peki neyin çabasıydı ki bu.. neyinden istifade edecektir biz bu ülkenin, geri kalan bir kaç bin km2'lik çerçevesinde..


sürekli masaüstü fotoğrafı olarak gördüğümüz manzaraların; önümüze altın tepside sunulması kadar cömertçe aldanışlarımız olmasa, hangimizin içine sinecekti kim bilir. mesnevi'de bile resmedilmemiş bu doğa, hangi ressamın elinden çıkmış da bizim bunu görme şerefine nail oluşumuz gerçekleşti acaba. adeta yokmuş da sırf biz görelim diye oraya kondurulmuş bir esnaf önü dubası gibi. kendi alanı olarak bellemiş ve kimseye verilmeyen özgürlük bir nevi. sadeleştirdikçe güzelleşen ama; eski haline gelmesi için sol üstteki oku bir kere tıklamanızın şart olduğu paint görselleri sanki..


açısını dahi doğru tutturamadığım bu manzaraları, bu biçimde muhafaza etmek normal bi' aklın ürünü olamazdı. yüzlerce zayiat vermiş ordularını, masum insanların üzerine sürerken aklına getirdiği bir norveç manzarası değildi bu. soğuk, mevsimsel farklılıkların bize caiz gördüğü günahların sadece slovenya'da yaşanabilen haliydi. yağmur ise, girmemize engel olmaya çalıştığı milli parkların bekçiliğini yapıyordu meskun mahallerde. 


dinginlik ve sükunet.. bu iki kelimenin anlamını yurtiçi ve yurtdışı temsilciliklerde kutlanırken bize kalan hep slovenya oldu nasıl olduysa. yolculuğun belki de en güzel tarafı buydu işte. her köşe başında karşınıza çıkan yeşil tonları, göllere yansıması vuran hafif karlı dağlar, biraz sis ve alabildiğince yağmur. kahve molalarında masamızı şenlendiren yöresel tatlılar hakkındaysa fikrimiz cidden güzeldi. peki bu kadar güzel olan şeyin arasında sırıtan fikirlerimiz, böylesine kendine has şirinliği olan ljubljana karşısında ne kadar dayanabilirdi ki.. gördüğümüz herkesin yüzünden anlamsız bir gülümseme olması kadar, bunu sağlayabilecek güzellik de alkışlanmalıydı. ve tabiki ljubljana, bunu sonuna kadar haketmişti..


bu son olmayacaktı orası kesin. ileride tekrar uğramak için bir randevu daha vermiştik ljubljana'ya. belki daha uzun olur ve mevsim daha güneşli zamana denk gelir gollerinde yüzmek için. huzuru köşe bucak arayan bizler için sığınak gibi gelmiştin, bu sana minnetlerimizin en derinlerindendi;


ljubljana..


2 fikre tercüman olmuş:

Beyda'nın Kitaplığı dedi ki...

Benim de gitmek istediğim yerlerden. O kadar çok gidecek yer var ki zaman ve para yeter mi bilemiyorum.

moto kurye dedi ki...

ilaç kurye
kurye
moto kurye
eczane kurye
motor vale
moto vale istanbul
motor vale
moto vale

Yorum Gönder

hani duşa girersin de su ısınana kadar geçen süre içinde yaşadığın üşüme vardır ya?

hahh işte o anlarda aklına takılan bir yorum olsun..