sebeb-i telif vol: 5

Bir araya giriştir bu yaptığım, küçük bir debelenme çabasıdır...
Hededir, hödödür...


>>> Şu ortasında beyaz çizgi geçen yeşil silgiler geldi aklıma. Hani ortasından delik açıp içinden ip geçirdiğimiz; ama yine de kaybettiğimiz. Kendileri sanırım şuan üretilmiyor. Bir çoğumuzda eminim çokça anısı vardır. Bende erken kalkılan sabahların, soğuktan titreyen küçük çocuk bedenlerinin ve bir lokma bile yiyemeden gidilen sabahların anısı, belki de acısı var. Cebe konulan ve sadece bir simite yetecek kadar para; aslında öğle yemeğinde kesinlikle eve gelineceğinin göstergesi. Yahut, senenin başında alınan yağlı kağıttan takvimlerin ciltlediği defterleri eldiven takılı olmayan, sadece kendine bile yetmeyen nefesle ısıtılan küçücük ellerde taşımanın verdiği o rahatlık, üstüne üstük cesaret var...

>>> Bir gün önce Hz. Mevlana'nın bir şiirini belki de en güzel şiirini yazdım. Onun üstüne yazmak, bir şeyler anlatmak gerçekten çok saçma. İfade etmeye kalkışmak bile sanırım ahmaklık... Gereği düşünüldü şeklinde biten bir davada hep mahluk gibi hissedersiniz kendinizi. Oysa ki mahluk beklenilenden çok başkadır. Hz. Mevlana'nın Şems'e olan aşkı gibi...

>>> Bırakıp gidenleri hatırladım bugün, belki de arkasına bile bakmadan terk edenleri. Helallik vermeden, yüzünü bile göstermeden gidenleri. O kadar ani gittiler ki hayatımdan, her seferinde gelişlerini bekledim. Sonradan ziyaretlerine gittim. Sadece su dökmek için çatlamış topraklarına. Ruhlarınız şad olsun...

>>> Hep eskiyi hatırlıyorum bugün. Banyo yaptıktan sonra geldiğimiz oturma odasını mesela. Soba borusundan akan o siyah kömür isi, onu engellemek için altına bağlanan mintax kutusunu, Tüten soba sonrası açılan camın odayı soğutmasını, hepsini. Bir özlemden öte bilindik bir besteyi acaba çalabilir miyim diye tekrar eline almak gibi. Meğer çalabiliryormuşum, bravo bana…

>>> Eskiyi anlatmaktan, yaşamaktan hatta dinlemekten bıkanlara olsun bu yazdığım satırlar. Atın ulan kendinizi yanan ateşe, atın ki yanasınız. Sesiniz çıkmasın, inkarınızdan mütevveli eskiyi. Hiç utanmadan yaptığınız bir dehşeti, insan öldürmeye meyl etmiş, kendini haşa Allah sanan deyyuslara olsun bu yazdıklarım. Korkunuz bile az gelecek size, daha neler göreceksiniz neler. Su diye inleyeceksiniz yağmurlu havada. Ahlakınızı satacaksınız ulan bilmem kaç paraya. Kıymak nedir bileceksiniz bir çocuğun canına! Aha da yazıyorum buraya. Bulacaksınız belanızı..!

>>> Bu sefer fazla fevri oldu yazdıklarım, belki de en özeli. Ama vardır bir sebebi, olmalı daha doğrusu. Fotoğraftan bahsediyim bu arada; Amerika'da çekilen bir an. Hayatımda verdiğim en güzel, en özel poz sanırım. Özgürlük duygusu mu dersiniz, yoksa özgürlüğün ta kendisi mi bilemem. Sanırım nesilden nesile geçecek bir vasiyet olacak. Tıpkı duvarda asılı duran Köstekli Serkisof Saat gibi…

>>> Ha unutmadan; bugün benim doğum günüm..!

4 fikre tercüman olmuş:

Adsız dedi ki...

ulen ne foto be ferhat la şimdi baktık da bu adamı bi yerden tanıyoruz dedik...uçmuş bu adam be dedik...ben de serkan bilmem hatırlar mısın??

D. dedi ki...

Aslında hiçbir şey yazmaya gerek yok. Şu fotoğraf anlatılabileceğin ötesindeki senleri anlatıyor.

FKH dedi ki...

@adsız

tebiki hatırlarım da insan bir arar bir sorar be! götsüznüz!

FKH dedi ki...

@D.

sanırım dediğin çok doğru..

Yorum Gönder

hani duşa girersin de su ısınana kadar geçen süre içinde yaşadığın üşüme vardır ya?

hahh işte o anlarda aklına takılan bir yorum olsun..