kiev; bir şehrin bir kadına alabildiğince benzemesi

.

bazı hikayeleri anlatmaya sondan başlamanız lazım aslında. sebebi üzerine demokratik söylemler yerine,  antidemokratik anıların doldurduğu dünyalara dalmak için. kendi hegemonyasını kendi kurmuş, kimseye muhtaç olmayan anılardan bahsediyorum kısaca. hani hepimizin sahip olmadığı, olmak içinde çaba göstermediği anılar. eğer bu tür anılara sahipseniz çoğu zaman size ait olanlardan çok, başkalarının nelere ait olduklarını görüp o şekilde mutlu olursunuz; yapabilirseniz eğer! çok zor olmadığını düşünmek istiyorum bunun. yapabildiğim anların toplamıyla, kanepenin arkasına düşen kumandaya kolunun yetişmemesinin çelişkisini yaşıyorum. oysa ki bunlar arasında nasıl bir bağ kurduğum, halihazırda bilim çevreleri tarafından tartışılırken..


çelişkiler üzerine sancılı söylemlerin hangisinin yaralara merhem olduğuna dair bir kaç kelam etmekle başlamam lazımdı söze. tabi siz bu son okuduğunuz cümlenin anlamını düşünürken harcadığınız beyin hücrelerini kaybetmeden önce. artık çok geç, ben ilerleyen dakikalarda size anlatacaklarımı bu cümleleri yazarken kafamda topluyor oluşumla, "hangi paragrafta ne anlattığım" konulu sınavımda sizlere başarılar dileyerek sözümü bitiriyor oluşumun gururunu yaşayacağım. yerseniz tabi..
şimdi bi' dakika. siz, hangi hayalinizin size ait olduğunu düşündünüz mü hiç? yani, salt size. sadece sizin, başkasının fikrine dahi girmemiş. bakir, bakire. ilk kez basılmış çimenlerin verdiği hisle, yeni yıkanmış kotun o sertliği sizi cezbederken hatta. çan sesi duyduğunuz bir ülkenin cenaze merasimlerini düşündünüz mü mesela? buyurun burdan yakın! hayalleriniz ya hani. sadece size ait, sadece size özel. bakın, eğer bir hayalin ortaklaşa kullanımı olsaydı; üniversitede fotokopiye verdiğiniz parayla bir fotokopi makinesi alabileceğiniz fikrini ortaya atan çocuğun, bunu ilk defa kendi düşünmüş gibi sevinmesi de ilk olurdu. olmadı! sırf bu yüzden hayallerinizi insanlara açarken onların artık sadece sizin olmadığını unutmayın. bi' de bi bardak su verin bana, dilim damağım kurudu..
gelenek bozulmadı. bu eşref-i mahlukat yine anlatmak istediği şeye -artık o neyse- direkt olarak başlayamadı. bi' de bundan her yazısında yakınıyor oluşu, sanki bilmeyerek yaptığı hissini insanlara empoze -bu arada bu kelimeyi sanırım ilk defa kullandım- edermişcesine riyakarcaydı. güzeldi, olsundu. çubuk makarna haşladıktan sonra, suyunu süzmek için kullandığınız süzgecin deliklerine sıkışan makarnaları alırken hiç kopmayanına rastgeldiniz mi? gelemezsiniz! peki böyle şeyleri size bilimsel bir gerçekmiş gibi size anlattığımda beni sever misiniz? sevemezsiniz!
tek tek işliyordu elindeki gergefi. saflığından ödün dahi vermeden hemde. esnaf kocasının evine getirdiği huzurun örneğini çıkartmıştı geçenlerde.  komşusundan gizlediği için kendine biraz kızmış olsa bile. her seferinde gaflete düşen tek kendisiymiş gibi sokak ortasında bir anda duran teyzelere özenmişti bir ara. beceremedi. buna karşın yeşil mercimek haşlamakta üzerine yoktu. iki defa süzüyordu suyunu. kısırı çekilmiş bulgurla yapıyordu. buna dikkat ettiği için kocasının ona söylediği tek bir sözle yeni kıtalar keşfedebilirdi. sigarası da yoktu, içkisi de. sebebi parasının olmamasıydı..
neyi ne kadar bildiğimi anlatmama ramak kala susuyorum her seferinde. siz bilmeyin diye boş zamanlarımda gözümü kapatıp çocukluğumu düşünüyorum. annemin mutfaktaki hallerini, o bütün küçük detayları. sonra siz de hatırlayın diye size anlatıyorum. aynı evde büyüdüğümüzü iddia eden bütün herkese aşırı bir sevgi besliyorum mesela. her ne kadar çoğunun yüzünü görmesem bile. daha dün; mutfak tezgahının yanında duran kavanozdaki kaşığa, tuz azaldığı için yetişememeyi anlatıyorum. buna saf gözlerle bakan herkesin gözlerinden öpüyorum, dudaklarımdaki tuzu alsınlar diye. böyle anlarda anlamadığım bütün dillerde destanlar yazıyorum, belki birisi ilerde anlatılır diye. güzelde oluyor, pek güzelde oluyor..


sanırım bayram tatilinden bir ay kadar önceydi; bütün ispanya maceramda bana eşlik etmiş sem'in, gitmeye kabuk bağlamış yaramı kaşımaya başlaması. ee katranın kaynatmakla şeker olmayışı, cinsini tükürdüğümün cinsine çekmesi ile doğru orantılı olduğundan sonuçta kaçınılmaz oldu. çeşitli fikir alışverişleri, çeşitli araştırmalardan sonra -ki bu ortalama 2 gün sürdü- sem'in mailine uçak bileti yollamamla nihayete kavuştu. artık önümüzde gideceğimiz, hayran olacağımız, inanılmaz dostlar edineceğimiz bir yol vardı. kiev..
yine dayanamadım. bi' kaç bi'şey anlatmam lazım size. bakın, bi' yere gitmek, bi' yolculuğa çıkmak ne kadar zor görünüyorsa size aslında o kadar kolaydır. üzerine konuşmak, tartışmak, çelişkiye düşmek ne kadar faydalı olsa bile, sizi yavaşlatır. bu tür şeylere ani kararlar vermek, size gereken uçak biletinden daha önemlidir, emin olun. biraz cesaretinizi toplayın ve onaylayın o kredi kartı bilgilerini girdiğiniz boşlukları. sonra mailinizi açın ve size gelen bilet konfirmasyonunu görün. ne güzel değil mi? :) elbette zor, elbette biraz delilik gerektirir ama yapın. en azından bir kere benim için yapın ya. beni de delirtmeyin!  
gezi yazıları yazarken insanlara maliyet tablosu çıkartmak konusunda biraz inandırıcılığımı kaybediyorum sanırım. bu yüzden yaptığım hesaplamaları ve bunun dışındaki bütün her şeyi dikkatlice okuyun. böylece bütün yazıyı okumuş olacaksınız. ne kadar zekice! çünkü çok düşük tutarlar, çok düşük maliyetler göreceksiniz. sonra bana gelip; "ya bırah allaseversen ya, böyle ucuza imkansız gidemezsin" demeyin. gebertirim! şirkete masraf yazıyor olsam fiş toplucam da, onu da yapmıyoruz . böyle olunca da siz okuyanlara harcadığım parayı söylerken utanıyorum. insanlar beni bildiğin hint fakiri zannediyor. hayır siz demeyin diye diyorum bunu. yoksa feci zenginim. öyle işte. fakirim ben. sevin beni..

***


kiev'den bahsetmeye başlamadan aslında neden kiev konusuna biraz girip orada biraz olsun dolaşmak lazım. türk insanının aklına kiev'in gelme sebebi malumunuz. lakin ülkenin bu şekilde lanse edilmesi, bizim ülkemizde olan götlüklerin karesiyle çarpıldığında pek bi' sonuç vermiyor. bu yüzden ilk önce kafanızdaki kalıpları bir yana bırakın ve o şekilde okuyun. sonunda siz de farkedeceksiniz ki kiev; kesinlikle gidip görülesi, nefesi içlere çekilesi bir şehir. güvenin bana. ben öyle yaptım çünkü. meshudum..
maliyet üzerine kısa ve öz bir bilgi vericem size. ukrayna'nın para birimi grivna. tl'ye endeslediğimizde 1 tl, 4.5 grivna ediyor. ee tabi ukrayna'ya tl ile gidilmeyeceğinden ve dolar ya da euro almınız gerektiğinden 1$'da ortalama 8 grivna ediyor. kısaca grivna'yı tl'ye çevirmek için 4'e bölmeniz yeterli. ben bunu 16 ile çarpıp, 8'e bölerek yapan da gördüm ama neyse. yazık onlara kimin çocuklarıysa. şimdi size ülkenin ekonomisini sosyal bilgiler fakültesindeymiş gibi anlatacak halim yok. bu yüzden girip okuyun bi' yerlerden. ben gitmeden yanıma 300$ para aldım. yani ortalama 2400 grivna. sonra dönerken cebimde kalan grivnaları dolara çevirdiğimde 60$ yaptı. anlayacağınız ben toplam 240$ bir harcama yapmışım. bunun içine 4 gece konaklama, her gün en lüks restoranda akşam yemeği, gün içinde yediğim içtiğim her şey, ulaşım, her gece gidilen bar-pub-gece kulubü, alkoller, bahşişler, ekstra aktiviteler (ginger'a binmek gibi) dahil. şimdi böyle bir paraya bu seyahatin yapılamaycağını düşünen arkadaşları şöyle alalım da, geri kalanı ile devam edelim. malum asıl hedefimiz onlar :)
türkiye'den ukrayna'ya uçan bir çok havayolu var aslında. bunlar arasında en mantıklısı aerosvit ve thy. zaten thy'de uçuşlarını aerosvit ile ortak yapıyor. yani thy'den bilet aldığınızda bilin ki aerosvit ile uçacaksınız. yemekleri güzel, geleneksel ukrayna kahvaltısı veriyorlar. fiyatları da makul biletlerin. ben şimdi ne kadara aldığımı anlatmıcam ama ortalama 240-260$ gidiş-dönüş bilet alabiliryorsunuz. farklı havayolları da var elbette ama diretk kiev'e uçacaksanız bunları tercih etmenizi tavsiye ederim. zaten vize istemiyor ukrayna türk vatandaşlarından. hatta girişte kağıt bile doldurmuyorsunuz. ama yine de rüşvet için hazırlıklı olun. bunu fırsat bilen bir sürü polis var. erkekseniz kadın, kadınsanız erkek pasaport polislerini seçin. neden diye sormayın. her şeyi anlatamam size..
konaklama; konusunda zaten daha önceden çok fazla detayı st.petersburg yazısından sonra yazdığım bir yazıda cevap verdim. kural yine aynı; hosteller. bu yüzden fazla kurcalamadan hostelinizi seçin ve bu dream house hostel olsun. euro 2012 öncesi yapılmış, yeni, temiz, konforlu ve şu ana kadar kaldığım hostellerin en güzellerinden biri. düşünün st.peter'de kaldığım hostelin üzerine bile çıkar benden aldığı puanla. bunda hem hizmetin hem de bendeki anıların payı büyük belki. tam da emin olamadım şimdi. bir de içinde kendi barı olması olayı var ki tadından yenmez. kısaca gidecekseniz bu hosteli seçin ve memnun kalın. turizm bakanlığı tanıtım programını dinlediniz. iyi seyirler..
kiev..

çıplak tenlerin sevgilisi. teni beyaza çalan bütün kadınlara inat, onları kendinden bile güzel yapabilmiş tek şehir. algılarınızı açmanıza firsat dahi vermeden sizi kendine aşık eden. gülünç, sitemkar, asi. kahpeliğin en çekicisi. yalanın belki de. doğallık üzerine yazılmış ilk taş lahit. saf, ürkütücü. gecesi serin, gündüzü al. 

kiev..


öyle saf saf bakmaya fırsat vermiyor bu şehir. daha havalimanına indiğinizde sizi euro 2012 tabelaları karşılıyor. önceden okuduğumuz, dinlediğimiz şehirden eser yok. modern bir avrupa kenti. belli ki çok yaramış şampiyona bu şehre. değişmiş, makyajı da akmıyor hatta. kalıcı hale gelmiş. size anlatmak istediklerimi sıraya koymaya çalışmadım aslında. çünkü kiev'de sıraya koymaya başladığınızda karşınıza çıkan şer hey bütün sırayı alt üst ediyor. sonra kalıyorsunuz dımdızlak. fena da olmuyor hani. ne kadar eskidir, ne kadar tarihi vardır o tarihçilere kalsın her zaman ki gibi. ben size neler yaptığımdan bahsederken aslında kiev'in bugününü anlatacağım. yarını hakkında fikriniz olsun diye. malum geçmiş, bitmeye yakın şampuan şişesi. annelerimizin su doldurmasını bekleyen..


bir gezgin için seyahat etmek aslında keşfetmektir. bunu gittiği bütün ülkelerde yaşamak için çıkar yola. bazen yapar, bazen eksik kalır bir şeyler. bunda etkili olan çok fazla şey vardır aslında. kendi, yalanları, hayalleri, seviştiği kadınlar, erkekler. ancak bunların hiçbirinde pes etmek olmadığını bilir. ilk kez seyahate çıkan biri bile anlar bunu ait olduğu şehre döndüğünde. sonra anlar ki ait olduğu şehir o değil. gittiği de değil, döndüğü de değil. gitmediği, görmediği şehir, şehirler. bu yüzden hangisine sorarsanız sorun ait olduğu şehri değil de gezegeni söyler. bu da genellikle dünyadır. yani nereye giderse gitsin orayı evi, şehri beller.

yolumuz aynı şehre düşmüş bi' seyyahla yaptığımız sohbetin satır aralarında gittiğimiz şehirlerin bizde bıraktığı hislerden bahsettik. hangisindeydi bilmiyorum. o gittiği şehirlerin kendisini daha genç, daha güzel hissettirdiğinden bahsetti. aynı şeyleri hissetiğimi açıklamaya korktuğumdan mıdır nedir biraz çekinerek; "yalnız değilsin" dedim. şaşırdı. çünkü insanlara bu hislerini dile getirdiğinde aldığı tepkiler, serdar ortaç'ın; "hepi topu 8 nota var kaç şarkı yazılabilir ki" tespitinden daha da katıydı. aslında tamamen öyleydi. gittiğimiz her şehir bizi daha güzel, daha genç, daha çekici, daha akıllı yapıyordu. çünkü gördüğümüz her şey yeniydi ve bunu hafızamıza almamız bir o kadar kolaydı. tıpkı yeni doğmuş bir bebek gibi. bomboş bi' hafıza, yepyeni insanlar, anılar, zevkler. belki biraz da acılar. şehveti hiç katmıyorum. demem o ki bir gün biri çıkıp karşınıza ben yeni yerler gördüğümde daha güzel oluyorum derse inanın ona. ben gördüm çünkü, oluyor..
normalde yürüyerek gezilen şehirler vardır. mesela st.petersburg öyledir. kiev'de öyle aslında. ama metro konusunda aynı st.peter gibi bir geçmişi olan kiev'de ister istemez ayaklarınız metroya doğru gidiyor. kimilerine göre eski, kimilerine göre ise -bu ben oluyorum- harika bir metro ağına sahip olan kiev'de şehrin neredeyse hemen her yerine metro ile gidebilirsiniz. elbette kışın -35'lerde yaşandığı şehirlerde yerin yüzlerce metre altına inmek en mantıklısı. bu yüzden de insanlar alışılmışlığın verdiği sukunetle günün her saati -gece 24'de kapanıyor- metroya iniyor, o bilmem kaç metrelik yürüyen merdivenlerden. avrupa'da (özelllikle türkiye'de) pahalı olan ulaşım, kiev'de neredeyse en ucuz şey. eğer turist olarak geldiyseniz ya da bir kaç gün kalacaksanız her seferinde bilet almak çok mantıklı. bakın mantıklı diyorum. normalde mantıklı olmaması, türkiye'deki gibi akbil gibi aylık, haftalık biletlerin alınması gerekir derdim. ama demicem. çünkü metro biletleri 2 grivna. yani 40 kuruş gibi komik bir rakam. ben biraz üstünkörü inceledim ama 15 ve 30 günlük biletler olduğunu gördüm. eğer bir ay gibi bir süre kalacaksanız mantıklı. ama ne kadar olduğunu bilmiyorum. eminim daha da ucuzdur. onun dışında şehrin merkezindeki en ücra köşelere giden otobüsler var. onlar da çok ucuz. bir tanesine binme fırsatımız oldu. 1.5 grivna'ydı. eski olmalarına rağmen yine de kullanışlı. sadece o eskiliği tatmak için bile binilebilir. taksi olayı ise çok farklı. şehirde ticari anlamda çalışan taksi bulmak neredeyse imkansız. sadece  bizdeki korsan taksi mantığıyla çalışan taksiler var. onlarla da şehrin yer yerine gitmek elbette mümkün. burada ince bir detay vermem lazım; kesinlikle sıkı bir pazarlık yapın. 100 derse 50 deyin, 50 derse 25. sonunda 60'a ya da 30'a biner gelirsiniz. endişeniz olmasın, güvenli ve saygılılar. ayrıca otostop yapmaktan çekinmeyin. yine ben yaptım, güzel oluyor :)


öyle çok fazla tarihi eseri, müzesi olan bir şehir değil. lakin o kadar düzenli ki, siz gördüğünüz her binayı bir müze zannediyorsunuz. bu yüzden öyle tarihi eser görmeye gidiyim, sanatsal bir yanım filan diye gidecekseniz hiç gitmeyin. olmuyor çünkü. ama kesinlikle bi' baleye gidin. gitmeden aldığım istihbaratlar ışığında kesinlikle görülmesi gereken aktivitelerden biriydi. bana rastgelmedi ama siz oradayken eğer zamanınız olursa kaçırmayın derim. çünkü gerçekten de farklı bir tecrübeymiş.


her ne kadar müze ve sanat galerileyle dolu olmasa da, manastır ve kiliseleriyle enfes bir şehir kiev. şehrin neredeyse hemen her yerinden görünen sarı-yeşil kubbeler sizi kendine çağırıyor. gidin! içlerinde bazen bir ayine denk gelirseniz şaşırmayın. çünkü haftanın neredeyse hemen her günü bir ayın oluyor. kadınların kiliseye girerken başlarını kapattıklarını göreceksiniz, şaşırmayın. eğer imkanınız varsa siz de kapatın. ve olabildiğince sessiz olun. bu konuda biraz katılar çünkü, sanırım olması gerektiği gibi.


genellikle turistlerin ziyaret ettikleri yerler bu mekanlar zaten. kalabalıktan ve ilgiden zaten anlıyorsunuz popüler mekanları. girişler genellikle ücretsiz. ama bazılarında ücret ödemeniz gerekiyor. ama geçerli bir öğrenci belgeniz varsa ödeyeceğiniz tutar %50 daha az. o yüzden siz siz olup okulu bitirmeyin (olaya gel la. adam eğitim katili. ülkenin geleceğiyle oynuyor)
selam ben tırnak arası. bu yazıda benden çok var, kendimi tanıtmadan edemedim. görüşürüz. efendim kiev, genel manada genç nüfusun mu yoksa yaşlı nüfusun mu fazla olduğunun ayırt edilemediği şehirlerden diyebilirim. şimdi bu cümleyi okuyanlar hemen; oha lan oha! nasıl yaşlı nüfustan bahsedersin. bildiğin genç nüfus fazla diyebilir. şahsen katılmıyor değilim ama sokakları, parkları bi' gözünüzün önüne getirin. genç olduğu kadar yaşlı nüfusta var. bunu şimdi niye anlattım onu da bilmiyorum. sanırım gereksizdi..

sokaklar cıvıl cıvıl efendim kiev'de. her adımda karşınıza çıkan sokak müzisyenleri, her gördüğü güzel kıza adres soran turistler filan. lan! pardon bu sem'di. neyse müzisyenlerden bahsediyordum. kesinlikle ama kesinlikle sadece sokak müzisyenleri için gidilebilecek bi' şehir kiev. her haftasonu şehrin en büyük caddesi araç trafiniğe kapatılıyor ve bütün şehir orada toplanıyor. gösteri yapanlar, paten kayanlar vs. öyle alelade filan değil, bildiğin işinin erbabı insanlar. sokakta yürürken birden karşınıza gözlerini kapatmış vivaldi'nin keman konçertosunu çalan biri çıkarsa şaşırmayın diye anlatıyorum bunları. benim çıktı. karşısında öyle mal mal baktım. imrenerek. bunu en son 84 parça yemek takımlarından 12 tane kahve fincanı değil de 6 çay, 6 kahve fincanı çıkmaya başladığında yaşamıştım, çocukluk işte..


kiev'den bahsederken bahsedilmesi gereken en önemli konulardan biri de altgeçiler. kışın -40 derecenin görüldüğü bir ülkede zaten üstgeçitten bahsetmek saçma olurdu. şehrin neredeyse bütün sokaklarında karşıdan karşıya alt geçitlerden geçiliyor. bu bunlar bizdeki gibi yitik, virane yerler kesinlikle değil. bir kere hepsine büyük kapalı kapılardan giriliyor -büyük ihtimalle soğuğu tutması için yapılmış- her biri neredeyse küçük bir alışveriş merkezi. yiyecek reyonundan giyeceğine kadar her şey var. elbette öyle kaliteli ürünler değil ama yine de o an canınızın çektiği hemen hemen her şeyi bulabiliyorsunuz. ayrıca güzel bir detay, gece belli bir saatten sonra her birinin girişinde polis bekliyor. bu da güvenli olmasındaki en büyük etken. bilmiyorum diğer zamanlarda var mıydı ya da avrupa şampiyonası için mi yapıldı ama ben varken ordaydı :) anlatırım arkadaş..


ingilizce konuşulma oranı ne kadar tam olarak bilmiyorum ama çok fazla ümitlenmeyin.genç nesil genelde konuşuyor ama yine de çok az. ha bizi de ingiliz mürebbiyeler büyütmedi o da ayrı konu ama; kapalı çarşıda 2  ay içinde 7 dil dil öğrenen zeki kardeşimizi de es geçmemek lazım. adam bir kilim, bir süs nargile satabilmek için ispanyolca pazarlık yapıyor elin kraliyet ailesi mensubu ile. takdir etmeden geçemedim. şanı yürüsün. işin garip tarafı lokanta ve kafelerde de durum aynı. pek fazla ingilizce konuşan ya da bilen yok. zaten şehre ingilizce tabelalarda euro 2012 vesilesiyle gelmiş. aynısını st.peter'de de yaşadığım için garip gelmedi bana. malum insan anlaşmak için çok fazla çaba harcamak istemiyor. hayır ben bir süre sonra onların verdiği cevaplara türkçe cevap verenler biliyorum. düşünün o kadar :)

***

aslında anlatmak o kadar zor ki bazı şeyleri. hele de bu gidip gördüğünüz bir yeri anlatmaksa. zor mirim zor. öyle kolay değil bazı şeyler. hele de %80'i hafızanızda yer etmişse. bu yüzden her yazıda sanki biraz da içselleştiğimi farkediyorum. "her buluşmada bir memnun oldum öldüren devrik katiller gibi" aslına bakarsanız memleketin içine ediliyordu ve biz, elimizden bi'şey gelmediğinden bütün gün içip her şeye gülüyorduk. sonra da olan çocuklarımıza oldu. başka sözüm yok hakim bey..
şimdi nerde kaldığımı hatırlamam için yazıyorum bu satırları. normalde gözlerimi yukarı kaldırıp en son satırı okumam kafi. ama yapmıcam. çünkü yazının ilk başında da dediğim gibi, ben size hayallerimden bahsettim. yaşadıklarımdan ve anılarımdan. artık benim değil biraz da sizin oldu. şimdi böyle olunca benim hangisine devam etmem gerekir; kendiminkine mi, yoksa sizinkine mi? bazen bu huyuma ifrit oluyorum. tutturmuşsun bi' hız, yazsana arkadaşım! ne bok yemeye durup başka şeyler anlatmaya başlıyorsun ki. ne diye yaranı deşiyorsun. bırak! sanki hiç çekmediğin acı yokmuş gibi bi' de bunlara dalıyorsun. uzun süredir sebzelikte duran patates gibi olmuş kalbin. orasından burasından filizler salmış. yol çağırmış sonra seni, gitmişsin. biraz düzelir gibi olmuş sonra. tanıştığın insanlar, yediğin yemekler, uyuduğun yataklar filan. hangisine ait olduğunu şaşırmışsın. terfi etmişsin bir üst kademeye. bu da genellikle üst ranza olmuş. alttakinin boş olduğunu bile bile. gittikçe hayvanlaşmışız. artık tek utanmadığımız şey sevişmekmiş, onu da doğru dürüst yapamamışız..

***

kültürlerinden akılda kalanları anlatmak değil niyetim ama yemek kültürlerinden biraz bahsetmem lazım. çünkü ciddi manada bi' mutfakları var. elbette türk mutfağı ile alakası yok ama en azından çorbalarına kesinlikle 10 puan veriyorum. nasıl olsa vedat milör okumuyo blogu amk salla..


bu geleneksel borç çorbası. vallahi böylemi yazılıyordu bilmiyorum idare edin. elbette lokantalarda yediğinizde daha güzel tabaklarda filan geliyor ama böyle yerlerde de yemesi emin olun lezzetli. yanındakilerde patates ve tavuk. hepsi közde ve odun ateşinde. yapılışını izledim. kesinlikle yenilesi. ayrıca çok ucuz, sanırım belirtmeme gerek yok. kaldı ki iki gün şehrin en ünlü italyan lokantasına gidip kişi başı 20tl gibi komik rakamlar ödeyince insan yemek yerken parayı düşünmüyor.

dediğim gibi öyle fazla turistik yerleri yok ama yine de gitmişken ziyaret edilmesi gereken bir yer var ki size ukrayna'nın geçmişini özetliyor. eski günlük yaşamı ve insanlarını çok iyi anlayabiliyorsunuz.


şehrin biraz dışında. metro ve otobüs kullanmanız gerekiyor. ama gerçekten de değiyor. evler tarihi ve yapısı kesinlikle bozulmamış. içeride çalışanların yöresel kıyafetler giyiyorlar. lokanta, cafe tarzı yerlerde mevcut. alkol satışı her yerde olduğu gibi serbest. hediyelik eşya satan yerlerde var. pazarlık ne yazık ki yapılamıyor. siz yine de deneyin tabi. belki o bize magnet satan amca o gün izinlidir. olur mu olur valla..


kadınların güzelliği hakkında yorum yapacak kadar izleme şansım olmadı (yalan!!!) ama yine de güzel olduklarını kesinlikle söyleyebilirim. daha doğrusu çirkin kadın olmadığına bahse girerim. ayrıca bunu votka içmeden yaparım. düşünün o kadar eminim fikirlerimden. zaten su götürmez gerçeklerin başında bu var ukrayna'da. zaten kimsenin kuantum fiziğini filan salladığı yok. herkes maddelerin yer değiştirme olayına takılmış. ordan oraya, ordan oraya. bazen kadınların bu kadar güzel olması rahatsızlık vermiyor mu acaba diyorsunuz kendi kendinize. sonra da vazgeçiyorsunuz bundan. normal olarak yani. sanırım bir mecburiyet. düşünmemeye çalışıyorsunuz. ben öyle yaptım mesela. (yemedi!)


gece hayatından bahsetmek için elbette yazının sonunu seçecektim. çoluk çocuk okuyor bunları. 

efendim kiev denince elbette gece hayatı da geliyor akla. zaten bir türk için saman pazarı da desen gece hayatı geliyor ama neyse. aslında şu şekilde bahsedersem anlarsınız. bir gece kulübüne girmek için kapıda dünya güzellik yarışmasından son turda elenmiş 4 tane kadın düşünün. düşünün ama, şimdilik! sonra bunların gece kulübüne giremediğini ve siz kapıya doğru gidip "acaba yanımızda kız olmadan girer miyiz lan sem!" derken önünüzü kestiğini hayal edin. hala tahayyül modundayız ama bak ona göre! daha sonra size onları içeri almaları için yarım saat yalvardıklarını düşünün. bu sırada  afalladığımızı filan hesaba katmıyorum, onu çıkışta vericem. kapıdaki zebellahların 4 tane dünya güzelini içeri almadığı ve onların da sizinle içeri girip eğlenmek istediği bir yer. yani dünya tersine dönmüş millet! erkekler değil, kızlar alınmıyor içeri. kısaca 4 tane güzel kadına; "hadi ordan be, işim olmaz sizinle.." diyebildiren bir şehir. bak "seninle" değil "sizinle" yanlış olmasın. "sizinle.."

düşünmeniz geçtiyse diğer detaylara geçiyorum..

ya bi dakika :) zanneden de sonrasında herkesin çırılçıplak; elinde kremşanti, boynunda papyon fink attığı partiler olduğunu sanacak. yok öyle bişey ya. olsa ben bilirim. yani papyon var da kremşanti yok. hazır almışlar toz halinde. kapıda sürekli karıştıran elemanlar var. başlarında da biri, hızlı karıştırın lan dibi tutmasın diyo. düşünün o kadar farklı ortamlar. fantezi gırla. saldıray abi var başlarında bir demet tiyatro'dan. bizim yılmaz'ın oyuncusu..

anlatıyor; bunca yıldır hollivıt'ta set amiriyim, böyle senaryo görmedim..

haklı valla. sonuçta ikiz yatak sahibi.

sonra ben  bir votka daha daha alabilir miyim diyorum, lena kim diyor? (bunu yapmasam olmazdı)


burası arene city efendim. sokak arasındaki barları, gece kulüplerini, pubları saymazsanız -ki bu biraz zor- bütün iyi mekanlar burada. mekan oldukça büyük. 2005'te açılmış. içinde striptiz cluplardan, normal barlara, hatta nargile kafelere kadar her şey var. bazı mekanların girişleri paralı (200 grivna) ama içeride ki eğlence sanırım türkiye'de bulunmuyor. ithalatı yasakmış diye duydum. gümrük filan işleri, pek karışmamak lazım. içeride çok fazla dağıtmamak lazım. çünkü dağıtanı dağıttıklarına dair iyi kaynaklardan bilgiler var elimde. o dünya güzellerini içeri almayan abiler meğersem fikirtepeliymiş. feci biliyorlar işlerini. o kadar diyim ben size..

***

alkol konusunda fazla konuşmaya gerek yok sanırım. bir üstteki fotoğraftan da anlaşılacağı gibi bira konusunda bir cennettesiniz. zaten vokta olayına girmeden direkt biraya girdim farkettiyseniz. malum adamların su olarak tükettiği bir içeceğimiz. hatta bir rivayete göre kiev'deki bulmacalarda "başlıca içeceğimiz" sorusuna vokta yazıyorlarmış. eski dilde votka filan. orda da "ma" imiş. garip valla. neyse bira diyordum. kesinlikle dünyadaki neredeyse bütün biraları bulabiliyorsunuz. ülke ülke ayırmışlar rafları ve fiyatları sudan ucuz. ciddiyim bak! sudan ucuz arkadaş. publarda da fiyatlar marketlerdekilerle neredeyse aynı. adamlar draft birayı -ki bu bazen kral belçika birası oluyor- market fiyatına satıyor. hatta çoğu bar ya da pub kendi yerel birasını üretiyor. kaldığımız hostel'in pub'ında bu şekilde 3 farklı bira satılıyordu. denemek kesinlikle süper. bir daha bulamazsınız çünkü bu fırsatı. hatta markette rafta desperados görünce dedim ben. olmuş bu olmuş. meğersem karşımdaki garson kızmış. anlamadı..


cadde aralarında birbirinden güzel publar var. dediğim gibi hepsi de en az bir tane kendi birasını üretiyor. girin deneyin bir kaçını. hatta her susadığınızda birine girin. nasıl olsa suya vereceğiniz paradan daha az ödeyeceksiniz. ha bir de kesinlikle fırınlarına ve (ulan ne güzel gece hayatından bahsediyodun. nerden çıktı şimdi pasta, börek) pastahanelerine girin. hiç olmadı marketlerdeki fırın bölümüne uğrayın. özellikle de sabahları. inanılmaz lezzetli ürünleri var. italyan tarzı, kayısı marmelatlı ve peynirli. espressoyla feci gidiyor. ucuz tabi her zamanki gibi. 

hadi son bir kaç tüyo veriyim size gece hayatı ile ilgili, kıyamadım. şehrin dışında, sadece türklerin takıldığı (ki aldığım duyumlara göre gecenin sonlarına doğru kolbastı oynayanlar varmış) bi mekan var. taksiyle filan gidiyosun. hatta hemen gidemiyosun, iki saat taksi bekliyosun, öyle bi' yer. hah! işte oraya gitmeyin siz. ben keşif için 8 kişilik bi' grup yolladım. türk popülasyonunu arttırıp gelmişler. aferin dedim. anlıcanız şehir merkezindekiler yeter de artar bile size. oralarda takılın. gece taksiye binecekseniz de akıllı uslu olun. elemanlar çete. kısaca adam olun lan! (kendimi ağır abi gibi hissettim bi an lan. bi daha yapıyım mı nolurrrrr)

***

ne kadar faydalı oldu bilmiyorum ya da ne kadar beklentileri karşıladı. zaten bunun için de yazdığım söylenemez ama yine de söz verdiğimiz insanlar, dostlarımız var. onlar için bir kaç kelam etmek her daim boynumuzun borcu. gerçi sem'in bu seyahatteki halini ispanya'daki gibi anlatmadım ama yine de o da benimle aynı fikirdeydi kiev için. belki uğrar buralara, anlatır o da biraz daha..

dedim ya efendim, bazı şeyi anlatmak için hayalleriniz açmanız lazım insanlara. bilmeleri gerekir ufkunuzu. ben de bunun yapıyorum aslında. sofra bezini dizlerine çekmediğini için ensesine tokat yiyen çocukluğunda neler olduğuna dair sırlara ifşa ediyorum. emziği damlatan çaydanlığı pazardaki hasan abi'ye götürüyorum yapsın diye. orada öğreniyorum lehimin ne olduğunu. yaşım 7'ye yeni girmiş. sadece cam kolonya şişelerinin olduğu evlerin çocukluğunu yaşıyorum her seyahate çıktığımda. hani şu kendini her seyahatte daha güzel gören kadın gibi. hak veriyorum ona. biraz da alıyorum..

sonra ilk seyahatine çıkmış insanları alıyorum yanıma. onlara inceliklerini öğretiyorum dilim döndüğünce. yastık kılıfı getir bi' tane diyorum, hosteldeki temiz olmayabilir. şansına kendininkinden temiz çıkıyor. uyuyor yorulduğu için. sabah kalktığında kahvaltısı hazır oluyor birinin. tek içtiği portakal suyu dahi olsa. kahvesini paylaşan kolombiyalı biriyle tanışıyorum. tek derdiğimiz türk kahvesi. kıskanıyor beni, her istediğimde kahve bulabildiğim için. bütün bunları italya'da yaşıyorum mesela. belki nice'de, belki valencia'da. ama işte yaşıyorum. sırf siz de bi' gün yaşayın diye.  

şehrini, insanını, kadınını anlattım. geriye kalan belki bir yazıya daha sığar, bilmiyorum. ya elim gitmezse diye feryatlar çığırasım var. ya gider de yazamazsam diye. dedim ya bilmiyorum..

***
kiev..

pespayeliğin en yakıştığı, kadın kokan, asaletini beyaz tenden almış şehir. duraklarını bilmeden gittiğin yol, ardında bıraktığın yine o güzel kadın bu şehir. özlemek için yüzünü aklına getirdiğin, getirdiğinde utandığın şehir. sarı kubbeleri güneşten parlak, beyaz betonları teninden ak. yalansa yalan ulan, sevdiğim bu şehir..

kiev..




*iş bu yazı; okuyacaklarını bildiğim, kiev'i kiev yapan bir grup insana adanmıştır.





26 fikre tercüman olmuş:

nokta dedi ki...

Kiev.. Sadece gitmek olsun diye gittigim sehir, cok bir sey beklemeden, hakkında cok sey bilmeden.. Ama beni en çok şaşırtan sehir de Kiev, en çok kendine baglayan, en derin izlere sahip olan ve evet belki de en güzel hissettiğim sehir...
Prag'a ya da Roma'ya gittiginde ne görecegini, ne hissedebilecegini az çok bilirsin. Okumussundur bi yerlerde ya da duymussundur illa ki giden birileri anlatirken. Ama Kiev öyle mi? Insanların tek umdugu güzel ve kendini sergileyen bedenler görmekten ibaret (Turk mantalitesine çakayım diyerek biraz agzimi bozuyorum, kusura bakmayın efenim).
Ben bi kez de senin gözünden gördüm Kiev'i, özlemim depreşti yine. Ancak bu kadar güzel tarif edilebilirdi bu şehir:
"çıplak tenlerin sevgilisi. teni beyaza çalan bütün kadınlara inat, onları kendinden bile güzel yapabilmiş tek şehir. algılarınızı açmanıza firsat dahi vermeden sizi kendine aşık eden. gülünç, sitemkar, asi. kahpeliğin en çekicisi. yalanın belki de. doğallık üzerine yazılmış ilk taş lahit. saf, ürkütücü. gecesi serin, gündüzü al. "

Benim göremediklerim/yapamadiklarim icin pişmanlıklarim var ve bu pişmanlıklar yeni seyahatlere gebe, aklınızda bulunsun ;)

Note 1: bize yeni dostluklar kazandirdigi icin ten points go to Kiev :)

Note 2: Yolunuzun bir gun X sehrinde FKH ile kesismesi dilegiyle.. Olmaz demeyin olur :)





ilmiraggio dedi ki...

Sürükleyici bir roman tadinda olmus, okudugum en degisik (degisik burada pozitif anlamda kullanilmistir), en sürükleyici gezi yazisi hatta... Kiev'i cok begendim diyebilir miyim bilmiyorum ama anlatimina bayildim. bu yorumu da mesaimden caldigim yarim saat icerisinde yaziyorum. Cok sevdim, yazinin devami gelirse yine okurum...

Kemal Kaya dedi ki...

Yemeğimi yediğimden sonra okumaya başlayacağım. Şöyle tok karına, yavaş yavaş, hem midemdekileri, hem kelimelerini, cümlelerini ve okumadan sevdiğim makaleni sindire sindire.

Görüşürüz sonra.

Esra Nur VARLI dedi ki...

dünya kadın kokan şehir kadar küçük, dostluğun ise alabildiğine büyük.. yüreğinin, yaratıcılığının, gözlemlerinin ihtişamına zeval gelmesin!

Kemal Kaya dedi ki...

''ilk önce kafanızdaki kalıpları bir yana bırakın ve o şekilde okuyun'' Fean etkilendim bu cümleden fena. Derler zaten önyargıları kırmanın en güzel yolu seyahattir. Ordan burdan duyulanlarla ülkeleri ve insanları sınıflandıran, tarifleyen insanlarız. Sıradan bir vatandaşa soralım Ukrayna'yı Kiev'i ve aklına gelen ilk kelimeleri alalım....

Sokaklarıyla, temizliği ve düzeniyle,lezzetli ve ekonomik yemekleri ve keyfli eğlencesiyle ne de hoş bşr yer öyle değil mi? Gideriz Antalyalarda Bodrumlarda birkaç günlük tatil iöin dünyanın parasını harcarız, ancak azıcık ötedeki bir ülkeyi keşfetmeyi aklımıza getirmeyiz..

Of başladım işte ben de sinirlenmeye nutuk atmaya. Hani yazıyı okurken insan biştmesin istiyor, her bir başlığı alıp uzun uzun okumak ve okumak istiyor. Kiev'den kimbilir dha kaaaaç yazı çıkar efendim bekliyoruz hepsini.

Ve elbette adah çok sokak fotoğrafı bekliyoruz. Yerlerdeki şişeleri, mankenler gibi özenli seçilmiş kıyafetlerle sokakta dolaşanların fotoğraflarını istiyoruz. İstiyorum demedim efendim istiyoruz, okuyucularının tercümanyım efendim.

Adsız dedi ki...

kiev'de hiçbir şey yok görmeyen birşey kaybatmez. sex - gece hayatı haricinde hiçbir cazip tarafı yok. kızlara gelirsek kırım'ın kızları daha güzeller.

yol izi dedi ki...

ben de şu adsız kişisinin yorumunu faydalı buluyorum çünkü bu tip şehirlerle ilgili yazıları ne yazıkki adsızın yorumuna ihtiyaç duyanlar ulaşıyorlar googledan:)))
Bak adam bir cümlede özetlemiş:)
Benim blogumda en çok okunan yazı batum yazısıdır ve ulaştıkları anahtar kelimeler fuhuş,sex:)
Ve her şehir görülesidir breee.
Her şehire bakıp herkes aynı izlenime kapılsaydı?
Ooooo bullshit!

FKH dedi ki...

ilk olarak geciken cevaplar için kusura bakmayın nolur. yazıyı yazdıktan nerdeyse bir gün sonra okuma şansım oldu. yazarken kendimi öyle bir kaptırıyorum ki, üst paragrafta ne yazdım farkına bile varmıyorum bazen. hepsi bittikten sonra da okuması zaman alıyor :) (garip bir durum evet) sırayla cevap vermeye çalışıyım yorumlara..

@nokta
senin için de kiev'in anlamını az çok biliyorum. pek fazla zamanın olmadığı için de yapamadığın şeylerin içinde kalması çok normal. çünkü sen de anladın ne kadar güzel bir şehir olduğunu :) umarım bir daha ki seyahatte yaparsın hepsini. kaldı ki ben daha güzellerinin olacağına inanıyorum. çünkü sürekli yeni bir şey çıkıyor karşına kiev'de. yerni aktiviteler, bilmem kaç km uzaktaki gece kulüpleri filan :) (tamam tamam sustum!) yeni seyahatlere gebe olan duygular hiç bitmesin. biterse biz biteriz çünkü. sevgiler..

@Esra
senin de aynı nokta gibi fikrin çok belli kiev için. umarım daha güzel seyahatlerle devam eder bu fikir. hiç bitmez. sevgiler..

@Kemal Kaya
bilmeyenler için söyleyeyim Kemal abim yeni döndü dünya turundan. içimizde en deneyimlilerden biri o. dediğin gibi abi, kiev her anlamda bambaşka. tabiki insanlar bunu farklı olarak anlayabilir ama sen biliyorsun neden bahsettiğimi. aslında biraz daha çabalamam lazımdı fotoğraf için kiev'de ama olmadı bu sefer. inşallah ayarlayabilirsem bir yazı daha yazmak istiyorum. çok sağol tekrardan yorumlar için. ha bi de tercumanlık var tabi :p sevgiler..

@Adsız
kırım kızları için bir şey diyemicem ama kim yapacak bu yorumu diye beklerken "ismini vermek istemeyen izleyici"den geldi bu yorum. dediğim gibi kişi algılamak istediği gibi algılıyor her şey. bana kalırsa da istanbul koca bir hapisane. yine de teşekkürler yorum için. farklı yorumların, deneyimlerin olması çok önemli. sevgiler..

@yol izi
dediğin gibi her şehrin görülesi bir yeri elbette var. olmalı da. hatta keşfedilmeli bile. ama merak ettim istatistikleri, bakacağım cidden google'dan gelen trafiğe. bakalım en çok hangi kelimeden gelecekler bu yazıya. sonra aktarırım bilgileri. sevgiler..

irem çağlar dedi ki...

heves edip gittiğinde hiç bir göz böyle göremeyecekti kiev'i ama yine de gitmek isteyeceklerdi böyle yazıların ardından..

FKH dedi ki...

@irem

..ve sonra ilelebet mutlu yaşarlar. büyük ihtimalle kiev'de

N.Narda dedi ki...

kimler gelmiş kimler...Her yazına yorum yazacağım, ay ne güzel, ah oraya da mı gittin diye, ama kılımı kıpırdatmayacağım gitmek için. Sırf seni deli etmek için :p Gerçi Kiev senin aklını başından uçurmuşa benziyor ya. Haydi hayırlısı :p

Sinan Ceylan dedi ki...

aslında merakla beklediğim fakat anca okuyabildiğim bir FKH başyapıtı daha. anlatımına hasta oldumun adamı, "fotokopi" olayı ile kırdın geçirdin yine.

gez abi, gez. benim için de gez. ama ayıptır söylemesi, ben senden daha kral suşiler yedim, demedi deme.

tipsy :) dedi ki...

bayiliyorum senin kadrajina, fotolarna,bakis acina...yine muhtesemler yine, yine, yne... kiskaniyorum sanirim... :)

FKH dedi ki...

yorumlar için teşekkürler millet :) özellikle suşiler yüzünden sinan'a biraz dargınım. adam feci yemek fotoğrafları paylaştı. utandım. evet.

Adsız dedi ki...

Kiev'de yasayan bir hanim olarak yazdiklarinizi cok begendigimi belirtmek isterim. Ben ilk gordugumde hic begenmemistim bu sehri:)) ama sonra cok sevdim. Bir gun buradan gidecegim dusuncesi bile kalbimi parca parca etmeye yetiyor.

Kiev' i benim gozumle gordugunuz icin size Nazim Hikmet ustaninin Kiev siirini okumanizi tavsiye ederim..bir sehir bu kadar mi guzel tasvir edilir...

Sevgilerimle,

Adsız dedi ki...

işte bu! bir gezi ancak bu kadar güzel ve içten anlatılabilir.

Adsız dedi ki...

Hayatimda okudugum en karisik yazi..eksideki linke aldandim

Adsız dedi ki...

Hocam ne kadar güzel bir yazi böyle bu. Böyle güzel tasvirlerle sen adama cehenneme bile rezervasyon yaptirirsin. Yalniz gece hayatina biraz daha girsen.

Unknown dedi ki...

Ramazan Bayramı'ndaki tatili fırsat bilip ben de Lviv-Kiev gezisi yapacağım. Güzel anlatım ve bol fotoğraf için teşekkürler. Yazınız çok işime yarayacak :)
Sevil
http://www.cokokuyancokgezen.com

Dilara dedi ki...

Merhaba :)

Yazın çok güzel, çok hoşuma gitti. Özet falan gereksinimi duymadım yani :) Fotoğraflar da çok belirgin ve güzellerdi. Ben de önümüzdeki ay Kiev'e gidiyorum ve Dream House'da kalacağım :)

Bana hava alanından drem house hostel'e nasıl ulaştığını ve ilk kez Ukrayna'ya gidecek bir Türk için tavsiyelerini e-mail adresime yazar mısın? İnan çok makbule geçerdi !!

Eğer yazmak istersen e-mail adresim : dlrzgrn@gmail.com

Kendine iyi bak !

Gökhan Erdoğan dedi ki...

Evet Kiev bir bayan kadar güzeldir ve özeldir.

mornings-evenings dedi ki...

Çok güzel anlatım.. eline sağlık.. Ve fotoğraflar çok unique.. Ben de Kiev'deydim geçenlerde.. En çok özgünlüğünü sevdim.. Diğer Avrupa kentlerine benzemeyişini.. Tarz olarak tabi.. Benim Kiev postum da blogumda.. Sevgiler..
www.mornings-evenings.com

chondrostoma dedi ki...

süper yazı olmuş, teşekkürler
kısmetse nisanda ordayım, ilk defa

Unknown dedi ki...

Kiev e gitmeden okudugum ilk yazi.gercekten cok begendim ve dream house icin rezervasyon yaptim.tesekkurler tavsiyen icin.selamlar.

Arel Grafik Tasarım dedi ki...

Ne ilginç yerler var

Arel Grafik Tasarım dedi ki...

Ne ilginç yerler var

Yorum Gönder

hani duşa girersin de su ısınana kadar geçen süre içinde yaşadığın üşüme vardır ya?

hahh işte o anlarda aklına takılan bir yorum olsun..