babil'in asma bahçeleri ne tarafta kalıyordu? bi' de piramitlerde soba bacası olsa eyiydi..

.

bu günlükte yazmaya başladığımdan beri insanların bana sorduğu soruların başında "bu kadar gezecek parayı nereden buluyorsun?" geliyor. gerek tanıdığım, gerekse buradan yazdıklarımı okuyup benimle iletişim kuran herkese aslında bir yere gitme fikrinin sabah uyanıp işe gitmekten farklı olmadığını, imkanlar dahilinde yapılabilecek her şeyin aslında normal bir arkadaş buluşmasıyla aynı şey olduğunu söylüyorum. bazı şeyleri ne kadar da basite indirgiyorum, ölsem keşke..

yeni yerler görme, keşfetme fikri dışarıdan bakıldığından maddi açıdan sorunsuz bir hayatla endeksli gibi görünebilir. aslında hiç yoktan sebeplerle sabahın altısında kalkıp acaba şu dağın ardında ne var demenin maddiyatla ilişkisini, süregelen hayat içinde kendinize ayırdığınız zamanla orantıladığınızda hangisinin daha çok olduğuna bir bakın. eğer kendinize ayırdığınız zaman, maddiyata verdiğiniz önemden azsa hemen geri yatın; gerek yok sabahın altısında uyanmaya. durum böyle olunca da her fırsatta "yeni yerler görmek" denen ve bence -bence dedim sevgili okur, sakın ola hiddetlenme- dünyanın en basit şeyini yapmaya çalışıyorum. zaten işsiz güçsüz bir adam olduğundan mütevellit neden şu dağın ardında ne varmış gidip bakmayayım dedim..


50mm lensimi aldığımdan beri dışarıda deneme şansım olmamıştı. elime geçen bu fırsatı değerlendirmek için ilk olarak onunla başladım yola. normalde uzakta gördüğünüz bir dağın size olan uzaklığı, oraya yürüyerek gidilmeyecek kadar uzun gelir. yorulmaktan öte ümitsizliğe kapılmaya başlar insan. bu da yolun yarısında pes etmeye sebep olur. olmasa keşke..




sabah erken çıktım yola. yanıma almadığım yiyecekler filan o kadar güzellerdi ki anlatamam; öldüm açlıktan :) gerçi bunun sebebi bütün gün doğada olan ne varsa onunla beslenmekti. şansıma da fazla bi' şey yokmuş. allah'tan su boldu. -burada bol su içmenin sindirim sistemine olan faydalarından bahsederken, boşaltım sistemine olan etkilerinden de dem vuruyorum- 


yemin ederim kenny'e benziyorsun, garip ve entresansın. büyük ihtimalle bu bölümün sonunda ölürsün..

yükseklik fazla olduğundan geceleri çok soğuk ve yağışlı oluyor. bu yüzdende toprak hem nemli, hemde çamur illetiyle birleşince insanı canından bezdiriyor. ara ara durup ayağımda biriken çamurları silmek zorunda kalsam da, dağın ardına yaklaştıkça bunun vereceği zevke doyum olmaz gibime geliyor. (bkz: gibisine gelmek)


dalların bu kadar sık olması tırmanmayı kolaylaştırıyor. yukarılara çıktıkça sarı rengin yerini yeşil alıyor. bütün tırmanma boyunca bunun sebebini, öğrenim hayatında katıldığım coğrafya derslerinde dinleyip dinlemediğimi düşündüm. dinlememişim.. aslında coğrafya derslerinde tek yaptığım şey; dünya haritası olan kitabı açıp ülkelere bakmaktı. sıraya koyardım onları, gidiş sırasına. uymadım sonra o sıraya..


hâlâ neşeliyim, hâlâ bi' özgüven. halbuki deli gibi de açım. ilerledikçe yiyecek bir şeyleri aramaktan vazgeçtim. çünkü gerçekten de hiçbir şey bulamadım. sanırım doğada aç kalmamak daha farklı bir deneyim. bu yüzden de devam efendim, devam..


yeşil derken işte bundan bahsediyorum..


tırmanma neredeyse 2,5 saat sürdü. ara sıra dinlensem de bir an önce kulağıma sabahtan beri gelen su sesinin kaynağını bulmayı istiyordum. bu yüzden de ara vermeden yürümeyi sürdürdüm. işi en güzel yanı bütün bu tırmanışta karşıma çıkan her renk sanki normal hayatta gördüğüm renkten farklı olmasıydı. güzeldi vesselam..


ve insanoğlu suyu buldu. inanılmaz susamışım öyle böyle değil. kana kana içmek deyimini deneyimleyerek yaşamak konusunda ihtisasımı, dağın tepesinde yapmış olarak ilk insana selam ederim. ve evet; karnımı su içerek doyurdum..


yılın her mevsimi akan su hem yaz hem de kış ayında inanılmaz soğuk. bu yüzden içerken her yudumdan sonra beklemeniz elzem. elinizi bile öyle dakikalarca suyun içinde tutamıyorsunuz. yüzünüzü yıkamak filan öyle kolay değil. hatta suyun geçtiği bazı noktalar buz bile tutmuş..


sanırım 20-25 dakika oturup dinlendim burada. sabah altıdan beri yürüdüğüm için yorgunluğumu dinlenmeye başlayınca anladım. yolun dik ve engebeli olması bir yana, kesinlikle zor bir parkur. hava kararmadan yürüyüşe başladığım köye dönmek için fazla vaktim yoktu. bu yüzden tekrar düştüm yollara..


8 saattir yürüyorken etrafınızda neler olup bitiyor merak ediyorsunuz. taşların, ağaçların üzerindeki yosunları görmek gibi şansınız oluyor. 50mm lense burada biraz iş düştü. o da sağolsun yüzümü kara çıkartmadı..


D700'ün renk konusundaki başarısına da tekrar hayran kaldım. nikon'un bu konudaki başarısıyla tekrar tekrar bakılacak fotoğraflar çıkıyor ortaya. nikon sarısının bütün tonlarını görmek daha başka bi' zevk..

---- spoiler ----


---- spoiler ----

..ve zirve. dağcıların ne yaşadığını o an insan daha iyi anlıyor. tabi benim çıktığım yükseklik onlarınki ile ölçüşemez ama tek başıma ve malzemesiz elden ancak bu kadar geliyor. bir de havanın kararmasına az bir süre kalması yüzünden geri dönme vaktim gelmişti. iniş çıkıştan her zaman daha hızlı olacağından içim rahattı tabi.


bu arada zirvede karşıma çıkan muhteşem elma ağacının açlığıma çare olması  günün sürprizi oldu. soğuk havada inanılmaz bir lezzet, inanılmaz bir tat. ne kadar yediğimi hatırlamıyorum. dönüşte de çantamda bana yarenlik eden elmaları içtenlikle anıyorum. artık yeriniz bende ayrı..


böyle uzun bir yürüyüşte siz siz olun yanınıza yiyecek bir şeyler alın. insanoğlunun açlıkla terbiyesi konusunda bir deneyim yaşamak istemiyorsanız tabi. öyle çok yemek yiyen biri olmamama ben bile deli gibi acıktım. bunu da elma ile gidermek, doğada geçen bir macera için en uygun olanıydı..


böyle bir rotaydı efendim seyahatim. gördüğünüz noktalar tam olarak yerinde olmayabilir lakin; suyu takip ederek gittiğim için tam olarak kestirebiliyorum. bir de konuştuğum insanların tek başıma ve yanında tüfek olmadan gitmemi çılgınlık olarak adlandırdılar. sebebini sorduğumda da yaban domuzu saldırılarının çok olduğunu söylediler. şans işte..


aa kenny bu bölümde de ölmemiş..






24 fikre tercüman olmuş:

lady dedi ki...

gülümsetiyorsun beni her okuduğumda :)hep böyle gülümset emi!
sevgiler..

N.Narda dedi ki...

Nikon'u ve lensini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum:)

FKH dedi ki...

@lady ve @N.Narda

ikinize de selamlar. nikon ve lenslerinin gülümsetmesi filan güzelde, benim bu konuda hiç mi katkım yok diye düşünmeye başladım :) o kadar yol yürüdüm, aç kaldım, çamurlu ayakkabılar yüzünden annemden azar yedim. biraz da oskar goz tuuuu uğur dense eyiydi..

Kemal Kaya dedi ki...

Üstad senden fotoğrafçılık dersi alabilir miyim? :) hayran kaldım gezine, fotoğraflarına.

FKH dedi ki...

@Kemal Kaya

aman abi ne haddime benim fotoğraf dersi vermek. o muhteşem doğada yanımda dikiş makinesi olsa aynı fotoğrafları yine çekerdim ben (bi de alçagönüllü davranıyorum güya:) nikon'un güzelliği dicem ama sanırım bu sefer ben de çok beğendim fotoğrafları. bundan sonrası için daha güzelleri, başka ülkelerde çekilir diye ümit ediyorum. sen şu yolculuğu sağ sağlım bitir hele. gerisi kolay :) bu arada bekran yavaş yavaş hızlanmış :) çok güzel yazılar çıkıyor ortaya. takip ediyorsundur zaten.. (http://www.bekransarsilmaz.com/)

görüşmek üzere üstadım. yolun açık ola..

Pilli Petro dedi ki...

:))) ilahi fkh güldürdün beni valla, güzel bi yürüyüş olmuş keyiflidir eminim. dinlenmiş de olmalısın bizde mi tırmanışa geçsen ne :DD

Must. dedi ki...

Ayakların sağlık. 10 numara gezi olmuş. Fotoğraflar da öyle.

N.Narda dedi ki...

Hemen ağlama,hakkını yemeyiz :Ufo iyi ısıtır ama tripodu da lazım; yani golden globe goes to fkh:)

Adsız dedi ki...

renklerden dolayı nikon'a... gördüklerinden dolayı da uğurlu gözlerine... helal olsun. ha bir de cesaretin var ki, ne desem bilemedim. ;)

tipsy :) dedi ki...

ya gezme gorme vs hepsi yapilirda,yapiliorda... su fotolar cok ii ya... bi turlu alamadim 50mm lens bende, o hani yuzunu cekersin burnun net, sacin flu cikar, ooofff ooofff ooooff.... neyse valla ben yazdiklarindan cok fotograflara bayildim, harikalar...!!! hadi ankarada bi fotograf cekme organizasyonu ayarlayalim, herkesi de burdan davet edelim, sonra o fotolara bakip bloglara DA'a falan atalim...hatta bu kadar yapmisken hep beraer kisa da bi film cekelim..

FKH dedi ki...

yorumlara baktığımdan sanırım bu yazıda en beğenilen fotoğraflar olmuş :) tabi bu durum insanın gururunu okşamıyor değil. gözün gördüğünü elinizdeki makineyle çekebiliyor olmak, buna da makinenin ve lenslerin yardımı çok iştah açıyor sonrası için. beğenen ve beğenisini dile getiren herkese teşekkürler.

@tipsy bence en kısa zamanda bi 50mm lens al derim. 1.8 olur, 1.4 olur ama al. gerçekten de fotoğraf çekmeyi başka bir şeye dönüştürüyor. ankara projesi için de teşekkür ederim. ankara'ya çook uzun senelerdir gitmedim. nasıl olur bilmem ama fotoğraf için bir çok blogun bulunduğu bir platformumuz var. (http://fotograf-gunlukleri.com/) buradan takip ediyorum genelde. sana da tavsiye ederim.

Adsız dedi ki...

uzun süre olmadı bloğunu bulalı ve okuyalı da, da sı şu bir iki arkadaş var, aslında hepimiz doğuştan in tu dı vayldmışız da tanışmamışız, tesadüfen tanıştık, biri iş bunalımı yaşıyor, diğeri kaçmaya fırsat arıyor, ben de işsizliğimde kendimi kaybettim, savrulurken sana denk geldim,yuh dedim,tam bizden intudıvayld ruhu dedim,ama benim ruhum içime kaçtı şu aralar bari onu izleyeyim dedim,da sı bu işte izliyoruz,izci olduk şu sıra, belki izleri de takip etmeyi öğreniriz bir ara.
kolay gelsin sana...
e.y.ö.

FKH dedi ki...

@Adsız (keşke adını yazasıcalardan)

uzun zamandır aradığım sıfatım bulundu; "intudıvayld" bu konuda ilk olarak teşekkür etmem lazım sana. arkadaşlara da tabi. ülkenin içinde bulunduğu durumdan muzdarib birçok insan var aslında. ben de onlardan biriyim diyebilirim. lakin benim ki biraz daha farklı. her uyandığım sabah "lanet olsun yine aynı ülkenin sabahına uyandım" diyebilecek kadar garip ruh halleri yaşıyorum. iş durumlarım feci, maddi açıdan sıkıntı diz boyu, ruhsa açıdan güldüğüme bakma..

ee napalım şimdi? ben çekirdeklerini çıkartıp reçel yapıyorum. ölmeden önce dünya üzerinden ne kadar ülke varsa görmek için elimden geleni yapacağım. umarım senin de benim de sıkıntıların son bulur. izleri takip etmek değil belki de, sabretmeye niyet etmek olsun..

hepimize kolay gelsin,
selametle diyelim, devletle..

sinan ceylan dedi ki...

Hah işte, bu günlerde yapmayı en çok istediğim şeylerden birisi şöyle bi doğa yürüyüşüne çıkmak, "intudıvayld" yapmak. Peh yav, ben iki tane sarı yaprak çekemeden kış geldi buralara.

New York Muhtari dedi ki...

ben gezi konusunda kesin katiliyorum sana. Bir ayda kiyafete, yemege, suna buna harcadigimiz para ile nerelere gidilmez ki...

Fotograflar super bu arada.. Benim cok nikonum gelmis yaaaa. Canon da guzel ama Nikon daha bir sevimliydi.. Bir sonraki makinam yine Nikona olacak herhalde, mumkunse full frame..

Bu arada gecenlerde foto fuarina gittim NY ta, 5 saat falan NIKON standinda durdum, nasil ozlemisim,.. NIKON1 diye yeni makinalari cikmis, tam sevmelik.

Eger bu atrz fuara denk gelirsen mutlak surette git, ben daha once hic katilmamistim. Cok hayiflandim, dunyanin en unlu fotografcilari bedava dersler veriyorlar, slide show lar falan.. superdi

Başak dedi ki...

Her dinlediğimde farklı bir sonla karşılaştığım bir masal gibi bu Fotoğraflar. . .

FKH dedi ki...

@New York Muhtarı

nikon'u gelenler arasına hoşgeldin :)nikon1'İn incelemesini internetten izledim. gerçekten de küçük ve kesinlikle kullanılır bir makine. hele de rengi beni cezbetti. ancan abd'deki gibi büyük fuarlar ne yazık ki olmuyor. ben de buna benzer bir organizasyonu italya'da rastgeldim. kesinlikle güzeldi. inşallah abd'de birine gitmeyi istiyorum. en azından alamayacağım lensleri denemek için :)

@Başak

çok ama çok teşekkürler..

Başak dedi ki...

:) Teşekkürler

Kemal Kaya dedi ki...

"bir yere gitme fikrinin sabah uyanıp işe gitmekten farklı olmadığı"

"Nasıl böyle uzun süre gezebiliyorsun, zor değil mi?" diye soranlara ahan da senin bu cümleni copy-paste yapıyorum artık.

Adsız dedi ki...

Well, thank you "The Pied Piper of Hamelin". I wasn't there for a long time and I'm going to visit this places as fast as I can. For sure, when the winter and the snowflakes come. My intension is to hunt for wild pigs. But I hope that I will not be confronted with the big brown bear. As you know for sure, there are so many of them!!!

Greetings, your oncle Ahmet Aydogan =)

FKH dedi ki...

@dear my oncle Ahmet Aydoğan :)

aslında ben de o yaban domuzlarının orada olduğundan haberdar değildim. lakin sonradan köye geri indiğimde bu yaptığımın deli cesareti olduğunu söylediler. allah'tan senin dediğin gibi boz ayılar yoktu. o zaman hepsinden beter olurdu işte seyahat :) bir daha ki sefere bu yolculuğu beraber yaparız ve yanımızda kesinlikle tüfek olur. selam&saygı

New York Muhtari dedi ki...

Bak bu fuar her sene NY ta Ekim ayinda oluyormus, ben de yeni ogrendim... yaz deftere, belki bir gun denk gelirsin.

Adsız dedi ki...

dostum, iyi güzel de neresi olduğunu yazmamışsın buraların.

FKH dedi ki...

@Adsız

yazının sonunda neresi olduğu yazıyor. sanırım küçük yazdığı için görmediniz. yazının sonundaki küçük mektup resminin hemen altında yazar bütün yazılarımın altında. bu yazı da amasya'nın taşova ilçesinin, tatlıpınar köyünde geçmekte..

Yorum Gönder

hani duşa girersin de su ısınana kadar geçen süre içinde yaşadığın üşüme vardır ya?

hahh işte o anlarda aklına takılan bir yorum olsun..